Acı çekmek, büyümenin bir parçasıdır. Bu yüzden “Benim çocuğum hiç acı çekmesin” düşüncesi, aslında bir çocuğa yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri olabilir. Çünkü insan, gelişebilmek için bazı zorlukları tek başına aşmayı öğrenmek zorundadır. Anne ve babanın görevi çocuğu sadece mutlu etmek değil; onu hayata, karaktere ve manevi olarak ahirete hazırlamaktır.
"Acıdan kaçan, aslında en büyük acıya hazırlanır."
“Çocuğunu dünyevi acılardan koruyan, aslında onu uhrevi felakete hazırlıyor.”
“Gazetelerin üçüncü sayfalarında bazen şu haberlere rastlarız: Acıyı hissetmeyen bir çocuk… Dilini ısırır, gözünü çizer, sobaya dokunur ama fark etmez. Böyle bir durumda bir annenin duası şaşırtıcıdır:
‘Keşke acı hissi olmayan çocuğum acı çekse…’”
Çünkü acı, aslında bir rahmettir. Acı, hayatın en büyük öğretmenidir. Acı yoksa tehlike vardır.
Peki bizler, çocuklarımızı dünyada her sıkıntıdan korumaya çalışırken, onları ahirette daha büyük bir kayba hazırlıyor olabilir miyiz?
Bugün birçok anne-baba, “Çocuğum uykusunu alsın” diyerek sabah namazına uyandırmaz. “Çocuğum aç kalırsa dersleri aksar” diyerek oruç tutmasına engel olur. Oysa bu merhamet değil, gaflettir. Çünkü namaz, ruhun uyanıklığıdır; oruç, nefsi terbiye eden bir rahmettir. Çocuğu bu ibadetlerden mahrum bırakmak, aslında onun ahiretini yıkmaktır.
Bugün bizler? Dünya hayatında en küçük sıkıntıya hemen tepki verirken, ahiretimiz yanarken neden duyarsız kalıyoruz? Sosyal hayatta bir kırgınlık, bir ekonomik daralma, bir küçük kayıp bizi sarsıyor; ama ruhumuzun yanışı karşısında sessiziz. Bu duyarsızlık, o çocuktan daha acınacak bir hal değil mi?
Dünya için uykusunu almış, karnı doymuş bir çocuk… Ama ahirette uyanık değilse, işte o zaman gerçek acı başlar. Bizler küçük dünyevi sıkıntılardan kaçarken, büyük uhrevi kayıplara göz yumuyoruz. Bu, acıyı hissetmeyen çocuğun durumundan daha acınacak bir haldir.
Acı, aslında bir rahmettir. Acı çekmek, aslında mutlu olmanın yoludur. Çünkü acı, bizi uyarır; hatırlatır ve yönlendirir. Dünyada çekilen acılar, insanı olgunlaştırır, hatalarını fark ettirir, kalbine derinlik kazandırır. Ahirette ise: acı çekmeme hâli, gafletin ve duyarsızlığın en tehlikeli boyutu olarak karşımıza çıkabilir.
Bugün toplumda da benzer bir tablo var. Sosyal medyada çocuklarımızın mutluluğunu “her istediğini yapmak” sanıyoruz. Onlara en pahalı oyuncakları alıyoruz, en rahat ortamları hazırlıyoruz. Ama ibadetlerde aynı hassasiyeti göstermiyoruz. Çocuğun dersleri aksamasın diye orucu erteliyoruz, uykusu bölünmesin diye namazı es geçiyoruz.
Oysa gerçek mutluluk, sadece konforla değil; anlam, sabır ve manevi dengeyle oluşur . Çocuğa her istediğini vermek, onu hayata hazırlamaz; aksine daha kırılgan yapar. Namazın uykudan uyandıran zorluğu, orucun açlıkla sınayan sabrı, çocuğu olgunlaştırır, güçlü kılar. “Çocuğumuzu, bedene ağır gelse de ruha huzur veren küçük sıkıntılardan korumak; onu, ileride karşılaşacağı büyük acılara hazırlamaktır.”
Merhamet, çocuğu dünyevi sıkıntılardan korumak değil; onu ahiretteki büyük acılardan kurtarmaktır. Gerçek merhamet, çocuğu namaza kaldırmak, oruca alıştırmaktır. Çünkü bu ibadetler, onun ruhunu diri tutar, ahiretini kurtarır.
Somut Bir Örnek
Yıllar önce tanıdığım bir genç, lise döneminde ailesi tarafından ibadetlerden uzak tutulmuştu. “Dersleri aksar” diye oruç tutmasına izin verilmemiş, “uykusunu alsın” diye sabah namazına kaldırılmamıştı.
Üniversiteye geldiğinde ise hayatın zorluklarına karşı çok kırılgan bir yapısı vardı. En küçük sıkıntı bile onu sarsıyordu.
Bir süre sonra kendi isteğiyle oruç tutmaya ve sabah namazına kalkmaya başladı. İlk başta zorlandı. Açlık ve uykusuzluk ağır geldi. Ama zamanla değişti.
Daha disiplinli oldu. Daha sabırlı oldu.
Bir gün şöyle dedi:
“Oruç bana açlığı değil, sabrı öğretti.”
İşte bazen küçük zorluklar, büyük bir rahmete dönüşmesinin somut örneğidir.
Acıyı hiç hissetmeyen insan, kendini düzeltme fırsatını da kaybedebilir. Çünkü acı uyarır, hatırlatır, yön verir.
Acıdan kaçma, Acıyı hisset; Çünkü acı, Sana hayatı ve ahireti hatırlatır.
Dünya için ağlayan gözler, ahiret için kör kalıyorsa, işte o zaman gerçek felaket başlamıştır.
Unutmayalım ki hayatın mükâfatı, zorluklara sabredenleredir.
Cennet ise ibadette sebat edenlere, musibet karşısında sabredenlere ve günahlara karşı direnenlere hazırlanmıştır.”
“Bu vesileyle tüm okurlarımın ve Âlem-i İslâm’ın Ramazan-ı Şerifini tebrik ederim. Rabbim, bu mübarek ayı kalplerimize huzur, toplumumuza birlik ve hayatımıza bereket vesilesi kılsın.”
Son Söz – İbrahim Ethem’den
Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,
Din de gitti, dünya da gitti elimizden.