Lider Doğulur mu, Lider Olunur mu?

“Liderlik, bir doğumla başlar; ama bir ömürle tamamlanır. Kimi doğarken ışık taşır, kimi yürürken ışığı bulur. Asıl mesele, o ışığı başkalarının yoluna tutabilmektir.”

Abone Ol

Liderlik olgusu, sosyal bilimler literatüründe uzun yıllardır tartışılan çok boyutlu bir kavramdır. Temel tartışma ekseni, liderliğin doğuştan gelen kişilik özelliklerinin bir sonucu mu olduğu, yoksa eğitim, çevre ve deneyimle sonradan geliştirilebilir bir beceri mi olduğu sorusu etrafında şekillenmektedir.

Tarihsel süreçte incelendiğinde, birçok güçlü liderin belirgin kişisel özelliklerle ön plana çıktığı görülmektedir. Örneğin Fatih Sultan Mehmet, Abraham Lincoln, Winston Churchill, Nelson Mandela, Napolyon Bonapart ve Recep Tayyip Erdoğan… gibi liderlerin kariyerleri, güçlü kişisel karakter özelliklerinin liderlikte önemli rol oynadığını göstermektedir. Ancak bu durum, liderliğin yalnızca doğuştan gelen bir özellik olduğu anlamına gelmemektedir.

Kabiliyet bir başlangıçtır; eğitim ve tecrübe ise bu kabiliyeti olgunlaştırır. Kabiliyet olmadan eğitim bir yere kadar; eğitim ve tecrübe olmadan kabiliyet ise eksiktir. Tecrübe ise çoğu zaman ikinci bir yetenektir.

Liderlik potansiyeli doğuştan gelebilir; ancak bu potansiyelin etkin liderliğe dönüşmesi çoğunlukla eğitim ve deneyimle mümkün olmaktadır. Kabiliyet, liderliğin başlangıç noktasıdır. Ancak unutulmamalı ki Uyuyan kabiliyet, kabiliyet değildir. Eğitim, bu kabiliyeti sistematik hale getirirken; tecrübe ise liderin kriz anlarında doğru kararlar almasını sağlar.

Tecrübe, birçok araştırmacı tarafından “ikincil yetenek” olarak tanımlanmaktadır. Çünkü tecrübe, liderin yalnızca bilgi değil, aynı zamanda sezgi geliştirmesine de katkı sağlar.

İdarecilik; emir vermek kadar dinlemeyi, karar almak kadar istişare etmeyi bilmektir. İnsanları kırmadan yönlendirmek, teşvik etmek, verim almak ciddi bir incelik ister. İstişare kültüründen yoksun bir yönetici, kritik bir anda tek başına aldığı bir kararla her şeyi altüst edebilir.

Gerçek lider, insanları yalnızca yönlendiren değil; onları anlayan, yüreğine dokunabilen kişidir. Hitabet önemlidir ama yeterli değildir. Toplumları peşinden sürükleyen şey kelimelerden çok samimiyettir. Sözle duruş arasındaki mesafe ne kadar kısaysa, güven o kadar güçlüdür.

Bir liderin en büyük imtihanı, gücün zirvesindeyken düşülen “ben” yanılgısıdır. Liderlikte en büyük risk unsurlarından biri, gücün getirdiği ben-merkezci düşünce yapısıdır.

Tarihsel süreçte birçok güçlü liderin, gücün zirvesine ulaştığında hatalı kararlar aldığı görülmektedir.

Bu duruma tarihsel anlatımlarda sıkça verilen örneklerden biri Sultan Alparslan’ın hayatının son dönemine ilişkin rivayetlerdir. Rivayet edilen son sözleri, liderlikte kibir, aşırı özgüven ve kontrol kaybının doğurabileceği sonuçlara dair önemli bir sembolik örnek olarak değerlendirilmektedir.

Bugün toplumların en çok ihtiyaç duyduğu şey, politik manevralar değil; vicdanı diri, adaleti güçlü, bilgisi zengin liderlerdir. Liderlik, yalnızca doğuştan gelen bir yetenek değil; öğrenmeye açık bir zihnin ve sürekli gelişen bir iradenin ürünüdür.

Bu bağlamda modern liderlik anlayışı; etik değerler, hesap verebilirlik, istişare kültürü ve toplumsal sorumluluk kavramlarını ön plana çıkarmaktadır.

Gerçek lider, gücünü makamdan değil; ahlâkından ve samimiyetinden alır.
Etkin liderlik; doğuştan gelen potansiyel, eğitim, deneyim, sosyal çevre ve etik değerlerin birleşimiyle oluşmaktadır.
Sonuç olarak liderlik, hem doğuştan gelen yeteneklerin hem de yaşam boyu öğrenme sürecinin ürünüdür. Gerçek liderlik, bireysel güçten çok toplumsal sorumluluk bilinci ile şekillenmektedir.

Liderlik, doğuştan gelen kıvılcımın, hayatın içinde disiplin ve tecrübeyle ateşe dönüşmesidir. Yani hem doğulur, hem olunur.

Sultan Alparslan’ın Son Sözleri

Sultan Alparslan, muhasara edilerek alınan bir kalenin, esir edilerek huzuruna getirilen komutanının, muhafızların bir anlık gafletinden faydalanarak, üzerinde taşıdığı küçük bir hançerle saldırmasıyla, boynundan aldığı bir yara sonucu ağır yaralanır. Muhafızlar oracıkta saldırganı lime lime ederler ama nafile… Büyük Sultan, devrin tüm hekimlerinin müdahalelerine rağmen kurtarılamaz. Dört gün acılar içerisinde can çekişerek vefat eder.

Yanında bulunanlar Sultan’ın son sözlerini şöyle naklederler…

Daha dün bir tepenin üstünden birliklerimi teftiş ediyordum, onların adımlarının altında yerin sarsıldığını hissettim ve kendi kendime, `Şu cihanın hakimiyim! Benimle kim boy ölçüşebilir? dedim. Allah bu kibrime, bu böbürlenmeme karşı, insanların en sefilini, yenilmiş, esir düşmüş bir adamı, bir idam mahkumunu saldı üzerime; o benden daha güçlü çıktı, vurdu devirdi beni tahtımdan, aldı canımı!

İşte bu elim hadise, yeni nesillerin asla unutmaması gereken pek çok dersi içerisinde barındırmaktadır.

Asla böbürlenme…
Kendini büyük görme, dokunulmaz, devrilmez sanma…
Asıl gaflet yanındakilerin çok ciddi hatalar yapabileceğini göz ardı etmektir.

Gerçek lider, “ben” diyebildikçe değil; “biz” diyebildikçe büyür.