Analiz

Affın Kapısında Bekleyenler Soruyor: Acaba Af Olacak mı?

Cezaevlerinden yükselen en can yakıcı soru şudur: “Acaba af olacak mı?” Bu bir yasa beklentisi değildir. Pişmanlığın ve yeniden başlama arzusunun feryadıdır.

Abone Ol

Cezaevlerinden yükselen en yakıcı soru şudur: “Acaba af olacak mı?”

Bu soru sadece bir yasa beklentisi değildir.
Bu, pişmanlığın, mahcubiyetin ve yeniden başlama arzusunun feryadıdır.

Aslında bu soru, insanlığın en eski duasıdır: “Allah beni affeder mi?” Bu sorunun cevabını bize asırlar öncesinden Hazreti Musa’nın kıssası verir.

Bir Günahkârın Tövbesiyle Gelen Rahmet

Rivayet edilir ki Hazreti Musa (a.s.) kavmiyle birlikte kuraklık içindeyken yağmur duasına çıkar. Ancak vahiy gelir:
“Ey Musa! Kavminin içinde kırk yıldır bana isyan eden bir kul var. O aranızdan çıkmadıkça yağmur yağdırmayacağım.”

Hazreti Musa kavmini toplar ve seslenir:
“Ey Allah’a kırk yıldır isyan eden kişi! Aramızdan çık!”

Herkes birbirine bakar. Kimse öne çıkmaz.

O günahkâr ise kendi kendine der ki:
“Allah kırk yıl beni gizledi. Bugün mü rezil olacağım?”
Başını elbisesiyle örter ve içten bir tövbe eder:
“Ya Rabbi! Kırk yıl günah işledim, Sen beni örttün. Bugün de beni ifşa etme. Samimi şekilde tövbe ediyorum.”

Bir anda bulutlar toplanır ve yağmur başlar.

Hazreti Musa hayretle sorar:
“Ya Rabbi! O kişi çıkmadı ama yağmur yağdı.”

Allah buyurur:
“Ya Musa! Kimin yüzünden yağmuru kesmiştim, yine onun yüzünden yağdırdım.”

Musa (a.s.) merak eder:
“O kimdir?”

Cevap ibretlidir:
“Günah işlerken onu gizledim, tövbe ettikten sonra mı ifşa edeceğim?”

İşte Rabbimizin Settar ismi budur.
Örten, bağışlayan, yeniden başlatan…

Bugünün Mahpusları da Aynı Kapıdadır

Bugün cezaevlerinde binlerce insan aynı noktadadır: Pişmanlık, mahcubiyet ve yeni bir sayfa açma arzusu… Toplum çoğu zaman mahkûmu suçu ile görür. Oysa Allah kulunu tövbesiyle görür. Geçmiş ne kadar karanlık olursa olsun, tövbe samimiyse gelecek aydınlanır.

Yanlış Yönlendirilmiş Bir Gençlik

Bediüzzaman Said Nursî bu gerçeği çarpıcı şekilde ifade eder:

Gençlik, akıldan çok hissiyatı dinler. His ve heves kördür, sonunu görmez. Bir dakikalık intikam, seksen bin saatlik hapis getirir. Bir saatlik sefahet, bir ömür pişmanlığa dönüşür.

Bugün hapishaneler sadece suçlularla değil, yanlış yönlendirilmiş gençlikle doludur. Sekülerizm, gençlerin heves damarını ele geçirerek bu asrı fırtınaya çevirmiştir. Sonuç ortadadır: Hastaneler ve hapishaneler dolup taşmaktadır..

Bugün, cezaevlerinden yükselen en yakıcı soruya kulak verdik: “Acaba af olacak mı?” Bu sorunun ardında sadece bir yasa beklentisi değil, derin bir vicdan muhasebesi vardı. Hazreti Musa’nın kıssasıyla ilahi affın kapısını araladık.

Sonraki yazımda ise sorunun yönü değişiyor. Af beklentisinin ötesinde, mahpusun iç dünyasına bakıyoruz. Hapis, sadece bir ceza mı? Yoksa tövbe ile yeniden doğuşun mekânı olabilir mi? Bediüzzaman’ın perspektifiyle, zindanı bir dershaneye çeviren hakikatleri konuşacağız.