Zenginlik Malda mı, Gönülde mi? Para En rahat yatağı satın alabilir, ama huzurlu bir uykuyu satın alamaz.
Hayat pahalılığı...
Geçim derdi...
Ödenmesi gereken faturalar...
Artan ihtiyaçlar...
Bugün birçok insanın mutsuzluğunu tek cümlede özetlemek mümkün:
"Param yok..."
Gerçekten de maddi sıkıntılar insanı yorar.
Borç yükü altında ezilen, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan veya geleceği konusunda kaygı duyan bir insana "Paranın önemi yoktur" demek gerçekçi olmaz.
Para önemlidir.
Çünkü insanın temel ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olur.
Fakat şu soruyu da sormak gerekir:
Para gerçekten mutluluğun garantisi midir?
Eğer öyle olsaydı, dünyanın en zengin insanlarının en huzurlu insanlar olması gerekmez miydi?
Oysa haberlerde, büyük servetlere sahip olmasına rağmen yalnızlık, depresyon ve umutsuzluk yaşayan insanların hikâyelerini de görüyoruz.
Demek ki para önemlidir; fakat her şey değildir.
Çünkü para ihtiyaçları karşılayabilir, fakat anlam veremez.
Ev satın alabilir, ama yuva kuramaz.
İlaç alabilir, ama sağlık satın alamaz.
Kalabalıklar oluşturabilir, ama dostluk satın alamaz.
En rahat yatağı satın alabilir, ama huzurlu bir uykuyu satın alamaz.
Peki neden para arttıkça mutluluk aynı oranda artmıyor?
Çünkü insanın ihtiyaçları sınırlı, arzuları ise çoğu zaman sınırsızdır.
Bir ihtiyacı karşılanan insan, kısa süre sonra yeni bir ihtiyacın peşine düşebiliyor.
Daha büyük bir ev...
Daha yeni bir araç...
Daha fazla imkân...
Daha yüksek bir gelir...
Böylece mutluluk sürekli ertelenen bir hedefe dönüşüyor.
İnsan, sahip olduklarından çok sahip olmadıklarına odaklanmaya başlıyor.
Oysa insanın asıl problemi bazen yoksulluk değil, sahip olduklarını görememektir.
Belki de insanı mutsuz eden şey, sahip olduklarının azlığı değil; sahip olmadıklarına sürekli bakmasıdır.
Çünkü göz yalnız eksik olana çevrilirse, dünyanın bütün serveti de yetmez.
Fakat sahip olduklarına şükür nazarıyla bakabilen insan, az şeyle de zenginleşebilir.
İşte burada Bediüzzaman Said Nursî'nin dikkat çektiği üç önemli prensip karşımıza çıkar:
İktisat...
Gerçek zenginlik yalnızca çok kazanmak değildir.
Eldekinin kıymetini bilmektir.
İsraftan kaçınmaktır.
Bediüzzaman'ın ifadesiyle iktisat bereketin sebebi, israf ise bereketsizliğin kapısıdır.
Kanaat...
Kanaat, tembellik değildir.
Elindekinin değerini bilmektir.
Sürekli eksik olana değil, sahip olunan nimetlere de bakabilmektir.
Çünkü kanaat eden insanın kalbi genişler.
Şükür arttıkça huzur da artar.
İstiğna...
İnsan onurunu korumalıdır.
Sürekli başkalarının eline bakmak, beklenti içinde yaşamak ruhu yorar.
Minnet altında kalmadan yaşayabilmek ise insana ayrı bir hürriyet kazandırır.
Bediüzzaman'ın dikkat çektiği gibi, insan bu dünyada bir misafirdir.
Misafir olan kişi, yanında götüremeyeceği şeylere bütün kalbini bağlamaz.
Çünkü bilir ki yolculuk devam edecektir.
Bu, çalışmayı küçümsemek değildir.
Tam tersine, çalışmak da bir vazifedir.
Üretmek de...
Kazanmak da...
Fakat insanın değeri yalnızca kazandıklarıyla ölçülmez.
Kazandıklarını nasıl kullandığıyla da ölçülür.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Paranın eksikliği mi bizi mutsuz ediyor, yoksa mutluluğu sadece parada aramamız mı?
Çünkü nice dar gelirli insanlar vardır ki sofralarında huzur bulunur.
Nice servet sahipleri vardır ki geceleri uyuyamaz.
Paranın eksikliği hayatı zorlaştırabilir.
Fakat mutluluğun eksikliği her zaman para eksikliğinden kaynaklanmaz.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olunanların çokluğunda değil; onlardan istifade edebilen bir kalbe sahip olmaktadır.
Mutluluk cüzdanda başlamaz; bakış açısında başlar.
Kanaat, iktisat ve istiğna ile insan, yokluk içinde bile huzuru bulabilir.
Bir sonraki yazımızda mutluluğun önündeki başka bir perdeyi aralayacağız:
Başkalarının hayatına bakarak mutsuz oluyorum?"
Kalbinizde huzur, gönlünüzde umut eksik olmasın...
Next