Ailem Güvende operasyonları, çocuklarımızın geleceği ve adaletin koruyucu sorumluluğu. Bir Milletin Geleceği Tehlikeye Atılamaz

Bir milletin geleceği, önce aile ocağında şekillenir.

Son günlerde gündeme gelen “Ailem Güvende” operasyonları, aile ve çocuk güvenliği bakımından kamuoyunun dikkatini çeken gelişmeler arasında yer alıyor.

Haberlerde LGBTİ+ dernekleri, eğlence mekânları, gece kulüpleri ve masaj salonlarıyla ilgili yürütülen soruşturmalarda; fuhuş, müstehcenlik, uyuşturucu ve örgütlü suç iddialarının araştırıldığı, bazı yerlerde suç unsurlarına ilişkin materyaller ele geçirildiği ve mali incelemeler yapıldığı belirtiliyor.

Bu soruşturmalar kapsamında, para trafiğinin kimler arasında gerçekleştiği, hangi amaçlarla kullanıldığı ve çocuklara yönelik faaliyetlerle herhangi bir bağlantısının bulunup bulunmadığı, hukuka uygun deliller çerçevesinde aydınlatılmalıdır.

Çünkü çocuklarımızın hayatına dokunan faaliyetlerin arkasında kimlerin bulunduğunu bilmek, anne babaların en doğal hakkıdır.

Ancak bu mesele yalnızca operasyonlardan ibaret değildir.

Asıl üzerinde durmamız gereken soru şudur:

Ailemizi, çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğin tehlikelerine karşı nasıl koruyacağız?

Bediüzzaman’ın yıllar önceki uyarısı

Said Nursî’nin aile hayatına ilişkin değerlendirmeleri, bugün üzerinde yeniden düşünülmesi gereken önemli mesajlar taşımaktadır.

Bediüzzaman, Lem’alar adlı eserinde aile hayatının önemine dikkat çekerken şu ifadeyi kullanır:

“Bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor.”

Bu söz, aile kurumunun zayıflatılmasının bir toplum için doğurabileceği ağır sonuçlara ilişkin bir uyarı olarak okunabilir.

Said Nursî, aileyi insanın huzur bulduğu, manevi bakımdan sığındığı bir yuva olarak ele alır. Eşler arasındaki sevgi, çocukların yetişmesi ve toplumun manevi devamlılığı, aile hayatının sağlamlığıyla yakından ilişkilidir.

Aile yalnızca ekonomik bir birliktelik değildir.

Aile; insanın ilk eğitim aldığı, sevgiyi öğrendiği, sorumluluk kazandığı ve karakterinin şekillendiği yerdir.

Bir çocuğun geleceği, çoğu zaman ailesinde gördüğü sevgi ve ilgiyle başlar.

Bu nedenle aileyi korumak, sadece geçmişin değerlerine sahip çıkmak değil, geleceğin insanını yetiştirmektir.

Çocuklarımızın odasında artık dünyanın tamamı var

Eskiden çocuklarımızın karşılaştığı tehlikeleri büyük ölçüde evimizin, mahallemizin ve okulumuzun sınırları içinde düşünürdük.

Bugün ise durum farklı.

Çocuklarımızın odasında artık dünyanın tamamı var.

Sosyal medya platformları, dijital içerikler, reklamlar ve internet üzerinden kurulan ilişkiler, çocuklarımızın hayatında önemli bir yer tutuyor.

Bu dünyada faydalı bilgiler de var, zararlı içerikler de.

Eğitici imkânlar da var, istismar riski de.

Çocuklarımızı dünyadan koparamayız. Fakat onları dünyanın bütün etkilerine karşı bilinçsiz ve savunmasız da bırakamayız.

“Benim çocuğum etkilenmez.” diyerek rahat edemeyiz.

Çocuğumuzun ne izlediğini, kimleri takip ettiğini, hangi içeriklerden etkilendiğini ve karşılaştığı sorunları bilmek zorundayız.

Burada mesele yalnızca telefon kullanımı değildir.

Mesele, çocuğumuzla kurduğumuz bağdır.

Telefonu elinden almak yetmez, dünyasını anlamak gerekir

Çocuğumuzun elinden telefonu çekip almak, tek başına çözüm değildir.

Asıl çözüm, telefonun içindeki dünyayı tanımaktır.

Çocuğumuzla konuşacağız.

Onu dinleyeceğiz.

Neden bazı içerikleri izlediğini anlamaya çalışacağız.

Yanlış gördüğümüz şeyleri anlatacağız.

Doğruyu öğretmeye gayret edeceğiz.

Çünkü çocuklarımızın yalnızca maddi ihtiyaçları yoktur. Onların sevgiye, ilgiye, güvene, rehberliğe ve anlaşılmaya da ihtiyacı vardır.

Bir çocuk evinde sevgi bulursa, okulunda kendisini güvende hissederse ve ailesiyle açıkça konuşabiliyorsa, karşılaştığı sorunları paylaşma ihtimali de artar.

Aile, çocuğun ilk sığınağıdır.

Fakat bu sığınak, korku ve baskıyla değil; güven, merhamet ve anlayışla inşa edilir.

Anne babanın görevi yalnızca çocuğu denetlemek değil, onun dünyasını anlamaktır.

Çünkü çocuklarımızın karşılaştığı tehlikeler karşısında en güçlü koruma, sevgiyle kurulmuş güven ilişkisidir.

Okullarda rehberlik hizmetleri güçlendirilmelidir

Aileyi koruma meselesini yalnızca evin içine hapsetmek doğru değildir.

Çocuklarımız günün önemli bir bölümünü okulda geçiriyor. Bu nedenle okullarımız da çocukların güvenliği, psikolojik gelişimi ve sosyal uyumu bakımından büyük sorumluluk taşıyor.

Şiddet, akran zorbalığı, siber zorbalık, madde bağımlılığı ve teknoloji bağımlılığı gibi sorunlarla mücadelede rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerekir.

Her çocuğun yaşadığı sorun aynı değildir.

Kimi çocuk ailesiyle iletişim kurmakta zorlanır.

Kimi çocuk akran zorbalığına maruz kalır.

Kimi çocuk dijital dünyanın olumsuz etkileriyle mücadele eder.

Kimi çocuk ise yalnızlık, dışlanma veya özgüven eksikliği yaşar.

Bu sorunların tamamına aynı yöntemle yaklaşmak mümkün değildir.

İşte burada rehber öğretmenlerin, psikolojik danışmanların, öğretmenlerin ve ailelerin iş birliği önem kazanır.

Çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlamak yetmez.

Onları hayata da hazırlamalıyız.

Kendini tanıyan, doğru ile yanlışı ayırt edebilen, hayır diyebilen, yardım istemekten çekinmeyen ve sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmeliyiz.

Çocuklarımızın başarısı kadar güvenliği ve ruhsal gelişimi de önemlidir.

Devletin görevi: Kararlı, adil ve şeffaf mücadele

Aileyi korumak, devletin de önemli görevlerinden biridir.

Uyuşturucuya karşı mücadele edilecek.

Çocuk istismarı varsa üzerine kararlılıkla gidilecek.

Fuhuş ve insan ticaretiyle mücadele edilecek.

Çocukların korunmasını gerektiren suç teşkil eden müstehcen içerikler titizlikle soruşturulacak.

Örgütlü suçlar ve suç gelirleri araştırılacak.

Mali kaynakların hukuka uygunluğu incelenecek.

Derneklerin ve kuruluşların faaliyetleri, kanunların öngördüğü denetim mekanizmaları içinde değerlendirilecek.

Fakat bütün bunlar yapılırken bir ilke asla unutulmamalıdır:

Mücadele, hukuk içinde yapılmalıdır.

Bir soruşturma veya operasyonun varlığı, tek başına suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Suç ve sorumluluk, hukuka uygun delillerle ve yetkili makamların kararlarıyla belirlenir.

Bu nedenle çocuklarımızı koruma amacıyla yürütülen mücadele; somut delillere, adil soruşturma usullerine ve hukukun temel ilkelerine dayanmalıdır.

Çünkü adaletin olmadığı yerde güven de kalmaz.

Devletin kararlılığı ile hukukun güvencesi birlikte yürümelidir.

Aile sadece anne babanın sorumluluğu değildir

Aileyi korumak yalnızca anne babanın omuzlarına yüklenebilecek bir görev değildir.

Devletin, okulun, öğretmenin, sivil toplumun ve toplumun bütün kesimlerinin sorumluluğu vardır.

Anne baba çocuğuna sevgi verecek.

Öğretmen rehberlik edecek.

Okul güvenli bir eğitim ortamı sağlayacak.

Devlet çocukları suç ve istismardan koruyacak.

Toplum ise çocukların geleceğini ilgilendiren meselelerde duyarlı davranacak.

Bu sorumluluklar birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan sorumluluklardır.

Çünkü çocuklarımızın geleceği, yalnızca evde verilen eğitimle veya okulda alınan derslerle şekillenmez.

Onların karşılaştığı sosyal çevre, dijital dünya, kültürel ortam ve toplumun değerleri de bu sürecin bir parçasıdır.

Bu sebeple aileyi güçlendirmek, okulları desteklemek ve çocuklarımızı koruyan sosyal politikaları geliştirmek zorundayız.

Aileyi korumak, geleceği korumaktır

Bugün aile kurumunu konuşmak, geçmişe özlem duymaktan ibaret değildir.

Aileyi korumak, geleceğe sahip çıkmaktır.

Çocuklarımızın güvenliğini düşünmek, gençlerimizin manevi ve ahlaki gelişimine önem vermek, toplumun huzurunu gözetmek demektir.

Modern dünyanın sunduğu imkânlardan yararlanırken, insanı yalnızlaştıran ve aile bağlarını zayıflatabilecek etkiler karşısında da dikkatli olmalıyız.

Teknolojiyi reddetmeden, teknolojinin bizi yönetmesine izin vermemeliyiz.

Çocuklarımızı dünyadan koparmadan, dünyanın bütün etkilerine karşı bilinçli hâle getirmeliyiz.

Özgürlük ile sorumluluğu, bireysel haklar ile toplumsal değerleri, yenilik ile aile bağlarını dengeli biçimde ele almalıyız.

Çünkü mesele yalnızca bugünün çocukları değildir.

Mesele, yarının Türkiye’sidir.

Son söz: Bu bir mecburiyettir

Bediüzzaman’ın aile hayatına ilişkin uyarıları, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken önemli mesajlar taşımaktadır.

Aileyi korumak, çocuklarımızı korumaktır.

Çocuklarımızı korumak, toplumun geleceğini korumaktır.

Bu nedenle aile kurumunu güçlendirmek, anne babaların sorumluluğunu desteklemek, okullarımızda rehberlik hizmetlerini geliştirmek ve çocuklarımızı zararlı etkilerden korumak zorundayız.

Devlet suçla mücadele edecek.

Aile çocuğuna sahip çıkacak.

Okul rehberlik edecek.

Toplum duyarlı olacak.

Ve bütün bunlar hukuk içinde yapılacak.

Unutmayalım:

Çocuklarımızın geleceği, bugün gösterdiğimiz ilgiye ve sorumluluğa bağlıdır.

Aileyi korumak, yalnızca bugünü kurtarmak değildir.

Aileyi korumak, yarının Türkiye’sini inşa etmektir.

Aileyi korumak artık bir tercih değil, mecburiyettir.