"İnsan her zaman istediğini alamayabilir; fakat samimiyetle edilen hiçbir dua kaybolmaz." İstemek Bizim, Vermek O'nun Hikmetine Aittir.
Bir hastanın şifası için...
Bir evladın geleceği için...
Bir imtihanın hayırlı geçmesi için...
Bir yuvanın dağılmaması için...
Bir özlemin sona ermesi için...
İnsan bazen ellerini semaya açar, gözleri yaşarır ve bütün kalbiyle dua eder.
Günler geçer...
Aylar geçer...
Belki yıllar geçer...
Fakat beklediği netice gerçekleşmez.
İşte tam o anda insanın içinden şu soru yükselir:
"Bunca dua ettim... Peki neden kabul olmadı?"
Belki de insanın kalbini en çok yaralayan sorulardan biri budur.
Çünkü bazen sadece istediğimiz şeye kavuşamamış olmayız; aynı zamanda duyulmadığımızı, görülmediğimizi ve yalnız bırakıldığımızı da hissederiz.
Oysa Bediüzzaman Said Nursî, bu meseleye bambaşka bir pencereden bakar:
"Dua, ubudiyetin ruhudur."
Yani dua, sadece bir istek listesi değildir.
Bir pazarlık değildir.
Bir alışveriş de değildir.
Dua; kulun Rabbine yönelmesi, aczini ve fakrını itiraf etmesi, "Ben Sana muhtacım" diyebilmesidir.
Bu yönüyle dua, başlı başına bir ibadettir.
Nasıl ki namazın kıymeti sadece dünyevî bir karşılık almakla ölçülmezse, duanın değeri de yalnızca istediğimiz neticeyi elde etmekle ölçülmez.
Bediüzzaman'ın ifadesiyle:
"Dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semeratı uhreviyedir. Dünyevî maksatlar ise o nevi dua ve ibadetin vakitleridir; gayeleri değil."
Peki öyleyse neden bazı dualarımız istediğimiz şekilde gerçekleşmez?
Çünkü dua etmek ayrı, kabulün nasıl olacağı ayrıdır.
İnsan ister.
Fakat neticeyi yaratan Allah'tır.
Ve O, sonsuz hikmetiyle muamele eder.
Bediüzzaman'ın şu misali, meseleyi çok güzel özetler:
"Duâ-yı kavlî-i ihtiyarînin makbûliyeti iki cihetledir. Ya aynı matlûbu ile makbûl olur veyahut daha evlâsı verilir."
Bir insan kendisine erkek evlat ister; Cenâb-ı Hak ona Hazret-i Meryem gibi hayırlı bir kız evlat ihsan eder.
Buna:
"Duası kabul olmadı."
denilmez.
Bilakis:
"Daha evlâ bir sûrette kabul edildi."
denilir.
İnsan bazen dünya saadeti için dua eder.
Fakat duası ahireti için kabul olunur.
Bu durumda da:
"Duası reddedildi."
denilmez.
Belki:
"Daha faydalı bir şekilde kabul edildi."
denilir.
Çünkü:
"Mâdem Cenâb-ı Hak Hakîm'dir; biz ondan isteriz, o da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder."
Bazen de biz, istediğimiz şeyin bizim için gerçekten hayırlı olup olmadığını bilemeyiz.
Hasta bal ister.
Fakat tecrübeli bir doktor, sıtma hastasına bal yerine acı bir ilaç verir.
Bediüzzaman'ın ifadesiyle:
"Hasta, tabibin hikmetini ittiham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık, sıtması için sulfato verir. Tabib beni dinlemedi denilmez. Belki âh u fîzarını dinledi, işitti, cevap da verdi; maksudun iyisini yerine getirdi."
Belki biz de bazı dualarımızda bal istiyoruz.
Fakat Rabbimiz, bizim göremediğimiz hikmetlerle bize şifa olacak başka kapılar açıyor.
Bugün hayır sandığımız bir şey yarın bizi yorabilir.
Bugün kayıp gibi görünen bir durum, ileride bizi büyük bir musibetten koruyabilir.
Biz zamanın küçük bir parçasını görüyoruz.
O ise başlangıcı ve sonu birlikte biliyor.
İşte duanın teselli eden yönü de burada ortaya çıkıyor.
Dua eden insan bilir ki, sahipsiz değildir.
Kalbinin en gizli seslerini işiten bir Rabbi vardır.
Derdini bilen vardır.
Gözyaşını gören vardır.
Bediüzzaman'ın ifadesiyle:
"Dua eden adam anlar ki, birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir."
Belki de mesele, duayı sadece netice almak için yapılan bir başvuru olarak görmekten vazgeçmektir.
Çünkü dua, önce insanı değiştirir.
Kalbi yumuşatır.
Kibri kırar.
Ümitsizliği azaltır.
İnsana teslimiyeti öğretir.
Ve kula şunu hatırlatır:
**"Ben kulum...
İstemek benim vazifem...
Vermek ise Rabbimin hikmetine aittir."**
Belki bugün gerçekleşmeyen dualarımız, yarın dönüp baktığımızda bizi koruyan görünmez rahmetler olarak karşımıza çıkacaktır.
Belki açılmayan bazı kapılar, kaybolmamızı engelledi.
Belki geciken bazı dualar, bizi Rabbimize daha çok yaklaştırdı.
Çünkü dua, kabul edilmediğinde bile reddedilmiş değildir.
Belki ertelenmiştir...
Belki daha güzeliyle değiştirilmiştir...
Belki de ebedî hayatta karşımıza çıkmak üzere saklanmıştır.
İnsan her zaman istediğini alamayabilir.
Fakat samimiyetle edilen hiçbir dua kaybolmaz.
Ve hiçbir yöneliş karşılıksız kalmaz.
Çünkü dua, insanın kulluğunu ilan eden en büyük ibadetlerden biridir.
Belki de mutluluğun formülü; her istediğinin olması değil, her hâlinde kendisini işiten, bilen ve hikmetiyle cevap veren bir Rabbin varlığına güvenebilmektir.
Mutluluk, duaların mutlaka istediğimiz şekilde gerçekleşmesinde değil; dualarımızın Rahmet Sahibi'nin hikmetli ellerinde olduğuna inanabilmektedir.
Kalbinizde ümit, dilinizde dua eksik olmasın...
Next