Manevî Bir Hata: Bitmiş Acıları Yeniden Yaşamaktır. Rahmet, Pişmanlıktan Daha Büyüktür. Ders Al, Ama Kendini Mahkûm Etme

İnsan bazen geçmişte yaşamaya devam eder.

Yıllar önce söylediği bir söz...

Verdiği yanlış bir karar...

Kırdığı bir kalp...

Kaçırdığı bir fırsat...

Yaptığı bir günah...

Ve ardından zihninde dönüp duran o cümle:

"Keşke..."

Keşke öyle söylemeseydim...

Keşke o kararı vermeseydim...

Keşke zamanı geri alabilseydim...

Belki de birçok insanı mutsuz eden şey, bugünün problemlerinden çok, dünü bugünde yaşamaya devam etmesidir.

Oysa geçmiş değişmez.

Geri gelmez.

Yeniden yazılamaz.

Fakat insan çoğu zaman olmuş bitmiş olayların acısını tekrar tekrar hatırlayarak kendine yeni acılar üretir.

Bediüzzaman Said Nursî, geçmiş zamanın elem ve sıkıntılarını düşünüp bugün yeniden üzülmeyi, faydasız bir sabırsızlık ve manevî bir hata olarak değerlendirir.

Çünkü geçmişteki acılar yaşanmış ve bitmiştir.

Onların zahmeti gitmiş, geriye yalnızca bıraktıkları dersler kalmıştır.

Fakat biz bazen o bitmiş acıları yeniden bugüne taşıyarak ikinci kez yaşamaya başlarız.

Bir yara kapanmışken onu tekrar tekrar kanatırız.

Elbette insan hata yapabilir.

Çünkü insan, melek değildir.

Yanılabilir.

Düşebilir.

Pişman olabilir.

Asıl tehlike ise hatadan çok, hatanın ardından gelen ümitsizliktir.

Risale-i Nur'da insanı içten içe çürüten en büyük tehlikelerden birinin yeis, yani ümitsizlik olduğu vurgulanır.

Çünkü ümitsizlik insana şöyle fısıldar:

"Artık çok geç..."

"Ben düzelemem..."

"Ben kötü bir insanım..."

"Geçmişim beni bırakmaz..."

Oysa tövbe kapısının açık olduğu bir dünyada hiçbir insan, yaptığı bir hataya mahkûm değildir.

Belki de bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.

"Ben kötü bir insanım." demek yerine;

"Kötü bir hata yaptım ve bunu telafi edebilirim." diyebilmek...

Çünkü insan, yaptığı hataların toplamı değildir.

Onlardan sonra verdiği kararlarla yolunu yeniden çizebilen bir varlıktır.

Pişmanlık, insanı Allah'a yaklaştırıyorsa rahmete dönüşür.

İnsanı hareketsiz bırakıp ümitsizliğe sürüklüyorsa yük hâline gelir.

Önemli olan hataya saplanıp kalmak değil; ondan ders alıp yönünü yeniden belirleyebilmektir.

Bir gemi, rotasını kaybettiğinde yolculuğu bitmiş sayılmaz.

Dümenini yeniden doğru yöne çevirebilir.

İnsan da böyledir.

Geçmişi değiştiremez.

Ama bugünü yaşayabilir.

Bugün özür dileyebilir.

Bugün telafi edebilir.

Bugün tövbe edebilir.

Bugün yeniden başlayabilir.

Belki de mutluluğun formülü, dünü inkâr etmekte değil; dünden ders alıp bugünü yaşayabilmektedir.

Çünkü Allah, kulunun geçmişte kaç kez düştüğünden çok; düştükten sonra yeniden doğrulup doğrulmadığına bakar.

Hiçbir gece sabahı engelleyemediği gibi, hiçbir hata da samimi bir tövbe ve yeni bir başlangıcın önüne geçemez.

Çünkü rahmet, pişmanlıktan daha büyüktür.

Ve insan, geçmişinin mahkûmu değil; Rabbinin affına umut bağlayan bir yolcusudur.

Bir sonraki yazımızda, mutluluğun önündeki belki de en ağır perdelerden birini aralayacağız:

Şehit haberleri...
Savaşlarda toprağa düşen gençler...
Afetlerde, saldırılarda ve felaketlerde hayatını kaybeden masumlar...

Böylesi acılar karşısında insanın kalbi şu soruları sormadan edemiyor:
"Bu ayrılıklar nasıl taşınır?"
"Bu kadar acının içinde umut nasıl korunur?"
"Ölüm gerçekten her şeyi bitiriyor mu?"

Şehit haberleri, masum ölümler ve ebediyet perspektifi üzerine; gözyaşını inkâr etmeden, umudu kaybetmeden birlikte düşüneceğiz.