“Eğer kendini başkalarıyla kıyaslar durursan ya mutsuz ya da kendini beğenmiş olursun. Şeyh Edebali
Eskiden insan mahallesindeki birkaç kişiyle kendini kıyaslardı.
Bugün ise bir ekran aracılığıyla milyonlarca insanın hayatına bakıyor.
Birinin daha güzel evi...
Bir başkasının daha yüksek maaşı...
Bir diğerinin mutlu görünen ailesi...
Daha başarılı kariyerler...
Daha güzel tatiller...
Daha kusursuz görünen hayatlar...
Ve bütün bunların sonunda insan farkında olmadan kendi hayatına dönüp şu cümleyi kuruyor:
"Neden benim hayatım böyle değil?"
Belki de çağımızın en büyük mutsuzluk sebeplerinden biri budur:
Sürekli başkalarının nasibine bakmak...
Oysa her insanın hayatı farklıdır.
İmtihanı farklıdır.
Yükü farklıdır.
İmkânları farklıdır.
Bediüzzaman Said Nursî'nin dikkat çektiği gibi, insan çoğu zaman kaderi tenkit edercesine gözünü başkalarının elindekilere diker; kendisine verilen nimetleri ise görmezden gelir.
Hâlbuki kader, herkese aynı hayatı yazmamıştır.
Kimi zenginlikle sınanır.
Kimi darlıkla...
Kimi sağlıkla...
Kimi hastalıkla...
Kimi alkışlarla...
Kimi yalnızlıkla...
Fakat hiç kimse imtihansız bırakılmaz.
Bu yüzden başkasının görünen nimetlerine bakıp kendi hayatını değersiz görmek, çoğu zaman hakikatin tamamını görememekten kaynaklanır.
Çünkü biz insanların vitrinini görürüz; yüklerini değil.
Gülümsemelerini görürüz; gözyaşlarını değil.
Başarılarını görürüz; ödedikleri bedelleri değil.
Bir başka mutsuzluk sebebi ise hırs ve tamahtır.
İnsan, ihtiyaç ile ihtiras arasındaki çizgiyi kaybettiğinde huzurunu da kaybetmeye başlar.
Bediüzzaman'ın ifadesiyle, hırs çoğu zaman mahrumiyetin sebebidir.
Çünkü hırslı insan, elindekine sevinemez.
Ulaştığıyla yetinemez.
Sürekli daha fazlasını ister.
Daha fazlasını elde etse bile, gözünü bir sonraki basamağa diker.
Böylece mutluluk hep ertelenir.
Tamah ise insanı, başkalarının elindekilere göz dikmeye sürükler.
Kanaatin verdiği huzuru elinden alır.
Kalbi sürekli eksiklik duygusuyla meşgul eder.
Oysa mutluluk, sahip olmadıklarımızı saymakta değil; bize emanet edilen nimetleri fark edebilmektedir.
Tevekkül de tam burada devreye girer.
Tevekkül, çalışmayı bırakmak değildir.
Elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Rahmet Sahibine bırakabilmektir.
Kadere iman ise, "Neden onun hayatı benimki gibi değil?" diye yakınmak yerine, "Rabbim benim için neyi murat ettiyse onda da bir hikmet vardır." diyebilmektir.
Belki de mutsuzluğumuzun sebebi, hayatımızın eksik olması değil; gözümüzü sürekli başkalarının hayatına çevirmemizdir.
Oysa güneşe bakarken elimizdeki çiçeği fark etmeyebiliriz.
Başkalarının nimetlerine odaklanırken, bize verilen sayısız nimeti de göremeyebiliriz.
Mutluluk; kıyaslamayı bırakıp, emanet edilen hayatı hikmetiyle kabul edebilmektedir.
Çünkü insanın gerçek zenginliği, başkalarından daha fazlasına sahip olmakta değil; kendisine verilene şükredip onun kıymetini bilebilmektedir.
Belki de huzurun yolu, gözümüzü başkalarının sofrasından çekip kendi nimetlerimize çevirmekten geçiyor.
Çünkü her kader özeldir...
Her hayat biriciktir...
Ve insan, başkasının hikâyesini yaşayarak değil; kendisine emanet edilen hikâyeyi hakkıyla yaşayarak mutlu olabilir.
Bir sonraki yazımızda, mutluluğun önündeki başka bir perdeyi aralayacağız:
"Geçmişte Yaptığım Hatalar Beni Mutsuz Ediyor."
İnsan geçmişiyle nasıl barışabilir?
Pişmanlık insanı tüketmek zorunda mıdır?
Yoksa tövbe, insanın yeniden başlayabilmesi için açılmış bir rahmet kapısı mıdır?
Bu soruların cevabını birlikte arayacağız.
Kalbinizde huzur, gönlünüzde kanaat ve tevekkül eksik olmasın...
Next