Mutluluk zirvede olmakta değil, emanet edilen hayatı hakkıyla yaşamasıdır. İnsan, başardıkları kadar değil; samimiyetle gösterdiği çaba kadar da kıymetlidir
Bugün birçok insanın diline dökülmese de kalbinde taşıdığı gizli cümlelerden biri şu:
"Ben yeterince başarılı değilim."
"Herkes bir şeyler başardı, ben geride kaldım."
"Demek ki bende bir eksiklik var."
Özellikle sosyal medya çağında insanlar artık sadece kendi hayatlarını yaşamıyor; başkalarının başarılarını da her gün izliyorlar.
Bir arkadaşının terfisi...
Bir başkasının mutlu aile fotoğrafları...
Birinin yeni evi...
Bir başkasının akademik başarısı...
Takip ettiğin insanların kusursuz görünen hayatları...
Ve insan farkında olmadan şu sonuca varabiliyor:
"Herkes iyi gidiyor; bir tek ben başaramıyorum."
Oysa burada çok önemli bir yanılgı var.
Başarı gerçekten nedir?
Modern dünyanın cevabı nettir:
- Çok kazanıyorsan başarılısın.
- Tanınıyorsan başarılısın.
- Çok takipçin varsa başarılısın.
- Makamın varsa başarılısın.
Fakat bu ölçüler değişkendir.
Dün alkışlanan bugün unutulabilir.
Bugün zirvede olan yarın düşebilir.
Eğer insan değerini sadece başarılarına bağlarsa, başarısızlık yaşadığında kendi değerini de kaybetmiş gibi hisseder.
İşte mutsuzluk tam burada başlıyor.
Bediüzzaman'ın getirdiği bakış açısı çok farklıdır.
O, insanın vazifesinin çalışmak ve gayret etmek olduğunu söyler; neticeyi ise Allah'ın takdirine bırakır.
Yani insan;
Sonuçtan değil,
çabasından sorumludur.
Tohum ekmek bizim vazifemizdir.
Meyve vermesi ise her zaman bizim kontrolümüzde değildir.
Bu bakış açısı insanı tembelliğe değil, yüklerden kurtulmuş bir gayrete davet eder.
Çünkü insan çoğu zaman sadece çalışmanın yükünü değil, sonucu da sırtına almaya çalışır.
Ve yorulur.
Diğer bir hussu Kendini yetersiz hissetmek...
Belki de çağımızın sessiz salgınlarından biridir.
"Ben yapamam."
"Ben yeterli değilim."
"Benim ne özelliğim var ki?"
Fakat insan kendisini yalnızca eksiklerine bakarak tanımladığında, sahip olduğu nimetleri göremez.
Bir balığın ağaca tırmanamadığı için kendisini değersiz sayması ne kadar anlamsızsa, insanın da kendisini başkalarının ölçüleriyle değerlendirmesi o kadar yanlıştır.
Çünkü herkes aynı yol için yaratılmamıştır.
Kiminin kuvveti merhametidir.
Kiminin sabrıdır.
Kiminin ilmi...
Kiminin fedakârlığı...
Kiminin güzel ahlâkı...
Kiminin sessizce yaptığı iyilikler...
Ve çoğu zaman Allah katında büyük olan şeyler, insanların alkışlamadığı şeylerdir.
Risale-i Nur'un burada verdiği en önemli derslerden biri şudur:
"Vazifeni yap, neticeyi Allah'a bırak."
Çünkü insanın değeri, her istediğini elde etmesinde değil; elinden gelenin en güzelini samimiyetle yapabilmesindedir.
Belki de mutluluğun önündeki perde, başarısızlık değildir.
Asıl perde;
Kendimizi sadece başarılarımızla ölçmemizdir.
Çünkü insan, kazandığı unvanlardan daha değerlidir.
Ve Allah'ın nazarında kıymet, insanların alkışından çok; niyet, samimiyet ve gayretle ölçülür.
Başarılı olmak güzeldir; fakat insanın değeri başarısından ibaret değildir.
Sen sonuçların kadar değil, gayretin kadar da kıymetlisin.
Belki de yeterli olmanın ilk adımı, kendini başkalarının cetveliyle ölçmeyi bırakmaktır.
Mutluluk, herkesten daha başarılı olmakta değil; kendine emanet edilen hayatı elinden gelenin en güzel şekilde yaşayabilmektedir.
Kalbinizde gayret, gönlünüzde ümit eksik olmasın...
Bir sonraki yazımızda, mutluluğun önündeki daha sessiz ama çok yaygın bir perdeyi aralayacağız:
Bazen insanı yoran şey başarısızlık değildir.
Görülmemektir...
Takdir edilmemektir...
Verdiği emeğin fark edilmediğini düşünmektir.
Bir teşekkür bekleriz...
Bir güzel söz...
Bir "İyi ki varsın" cümlesi...
Fakat beklediğimiz karşılığı bulamadığımızda içimizden şu söz yükselir:
"Onca emek verdim ama kimse kıymetimi bilmiyor."
Peki insanın değeri, insanların alkışına mı bağlıdır?
Yoksa görülmediğini düşündüğü anlarda bile onu gören bir nazar var mıdır?
Bir sonraki yazımızda birlikte şu sorunun cevabını arayacağız:
"İnsanlar Beni Takdir Etmiyor Diye Mutsuz Oluyorum."
Next