Kutsallık dünyadan kaçmak değil, dünyanın içinde gizlenmiş olan Tanrı’nın yüzünü fark edebilmektir. Sonsuzluğun sıradan günlerin içine nasıl sessizce sızdığını görebilmektir.
Kutsallık; Sonsuzluğa Uzanan Çağrı
Kutsallık, kitapların sayfalarında saklanan eski bir hatıra ya da yeryüzünden geçip gitmiş insanların ardından anlatılan bir masal değildir. O, tarihin tozlu raflarında unutulmuş sararmış bir sayfa da değildir. Kutsallık; yaşlanmayan bir hayat, sönmeyen bir ışık ve yaratılışın ilk gününden zamanın son nefesine kadar insanlığın derinliklerinde yankılanan ilahi bir sestir.
Birçok kişi kutsallığın geçmişe ait olduğunu düşünür; onu peygamberlerin, şehitlerin ve azizlerin yaşadığı çağlara hapseder. Oysa kutsallık geçmişte yaşamaz. Çünkü Tanrı zamanın içine sığdırılamaz. Tanrı nasıl bugün de diri ve hazırsa, O’nun kutsallığa çağrısı da bugün aynı canlılıkla sürmektedir. Her nesilde yeniden doğan, her açık yürekte yeniden parlayan bir çağrıdır bu.
Kutsallık dünyadan kaçmak değil, dünyanın içinde gizlenmiş olan Tanrı’nın yüzünü fark edebilmektir. Sonsuzluğun sıradan günlerin içine nasıl sessizce sızdığını görebilmektir. Bir iyilik sözünde, bir merhamet gözyaşında, yorulan bir omza uzanan elde ve yaralarına rağmen affetmeyi seçen bir yürekte Tanrı’nın izini bulabilmektir. Kutsallık, günlük hayatı yaşayan bir mabede, zamanı ise Tanrı’yla kesintisiz bir buluşmaya dönüştürmektir.
Kutsallık, insanın kendi yüceliğini aradığı bir yolculuk değildir; benliğin sınırlarını aşarak sevgiye doğru yürüyüşüdür. İnsan, kendine hayran kaldığında değil, kendisinden daha büyük bir ışığın içinde kendini unuttuğunda kutsallığın eşiğine yaklaşır. İşte o zaman gururun geri çekildiği yerde göğün ufku görünmeye başlar. Niyetlerin arındığı, arzuların durulaştığı yerde, dünyanın veremediği ve dünyanın söndüremeyeceği o sessiz ışık insanın içinde doğar.
Kutsallık, kusursuz bir insan olma hâli değil; ilahi mükemmelliğe doğru hiç bitmeyen bir çekiliştir. Varılacak bir son durak değil, sonsuza uzanan bir yolculuktur. Bu yolda atılan her adım yeni bir ufuk açar; Tanrı’ya her yakınlaşma, O’na duyulan özlemi daha da derinleştirir. Çünkü ilahi huzurun güzelliğini tatmış bir ruh artık sınırlı olanla yetinemez. O, zamanın ötesinden yükselen sonsuzluk ezgilerini duymaya başlamıştır.
Bu yüzden azizlerin hayatı, kendilerine değil, her insanın içinde saklı olan ilahi imkâna tanıklık eder. Onlar başka bir dünyanın varlıkları değildi; korkuyu, zayıflığı, acıyı ve sınanmayı bizim gibi yaşadılar. Fakat lütfun kırılganlıklarında işlem görmesine izin verdiler. Böylece zayıflıkları güce, yaraları teselli kaynaklarına ve hayatları Tanrı’nın ışığını dünyaya yansıtan aynalara dönüştü.
Bugünün insanı da bütün hızına, gürültüsüne ve teknolojik ilerlemelerine rağmen hâlâ kutsallığa susamaktadır. Çünkü ilerleme ruhu doyurmaz; başarı kalbin boşluğunu doldurmaz; geçici kazanımlar insanın derin özlemlerine cevap veremez. İçimizde yalnızca hakikatin susturabileceği bir özlem ve yalnızca ilahi sevginin doyurabileceği bir açlık vardır. İşte bu özlem, kutsal çağrının hâlâ konuşan seslerinden biridir.
Kutsallık seçilmiş birkaç kişiye ait bir ayrıcalık değildir. Her insana yöneltilmiş evrensel bir davettir. Manastırların duvarları arasında ya da yalnızca kutsal kitapların satırlarında başlayan bir yol değildir. Tam tersine, bulunduğumuz yerde başlar: Evlerimizde, işyerlerimizde, ilişkilerimizde ve günlük mücadelelerimizin ortasında. Kutsallık, Tanrı’nın sıradan olanı olağanüstüye, geçici olanı ise sonsuzluğa açılan bir pencereye dönüştürmesine izin vermektir.
Bu nedenle kutsallık, geçmişe ait bir hikâye olarak okunup kapatılacak bir anlatı değildir. O, çağlar boyunca akmaya devam eden diri bir nehirdir. Sularında nesillerin tecrübelerini, Tanrı’yı tanıyıp seven ruhların ışığını taşır. Dün olduğu gibi bugün de açık bir çağrı, eskimeyen bir ses ve tükenmeyen bir vaattir.
Bu çağrı zamanın içinden geçer; fakat zamanın sınırlarında son bulmaz. Bir gün insanın kalbinde verilen sessiz bir cevapla başlar, yıllar boyunca büyür, ömrün sınırlarını aşar ve nihayet sonsuzlukta tamamlanır. Orada insan ile Yaratıcısı arasındaki buluşma kusursuzluğa erişir. Hayatı boyunca peşinden koştuğu ışık onun ebedî yurdu olur; özlemini çektiği sevgi ise hiç tükenmeyen sevinci.
Cebrail Marko / İsveç
Arapçadan Türkçeye kazandıran ve yayınlayan Yusuf Beğtaş