Epstein’in Gölgesinde Modern Medeniyet

Modern Medeniyetin Çıkmazı ve Kur’ân Medeniyetinin Umudu

Bugün hâkim olan modern medeniyetin temellerine baktığımızda, insanlığın huzur ve saadetini değil; çatışmayı, sömürüyü ve ahlâkî çöküşü besleyen bir düzen görüyoruz. Bu medeniyet, beş olumsuz esas üzerine kuruludur:

  1. Hak yerine kuvvet: Güç, adaletin yerini almış; kuvvetin tabiatı saldırı ve tecavüzdür. Sonuç: zulüm ve ihanet.
  2. Fazilet yerine menfaat: Menfaat çatışmayı doğurur, Sonuç: düşmanlık ve cinayet üretir.
  3. Yardımlaşma yerine mücadele: Hayatın kuralı Yardımlaşma yerine mücadeledir. Mücadele sürtüşme getirir. Sonuç: Sefalet
  4. Din kardeşliği yerine ırkçılık: Toplumsal bağı Din yerine ırkçılıktır. Başkasını ezerek güçlenme anlayışı. Sonuç: Felaket. Unsuriyet ve menfi milliyet, toplumları felakete sürükler.
  5. Hidayet yerine heva ve heves: Hizmet anlayışı: Hidayet yerine heva ve hevestir. İnsanı hayvani arzulara indirger. Sonuç: Ahlâk çöküşü ve sefahat. İnsan arzularının esiri olur, ahlâk çöker, sefahat yayılır.

Bu tablo, insanı dış görünüşte medeni kılarken, iç dünyasında hayvanî bir çöküşe sürükler. Zulüm, adaletsizlik, sömürü ve ahlâkî yozlaşma, bu medeniyetin doğal sonuçlarıdır.

Bu medeniyet insanının içini dışına çevirsek insan görünüşlü, fakat fıtratı bozulmuş varlıklar ortaya çıkar.

Kardeşliğin Siyaseti: Bediüzzaman’dan Kalıcı Barış Formülü
Kardeşliğin Siyaseti: Bediüzzaman’dan Kalıcı Barış Formülü
İçeriği Görüntüle

Kur’ân Medeniyetinin Beş Olumlu Esası

Kur’ân’ın sunduğu medeniyet ise tam aksine, insanı yücelten ve toplumları huzura kavuşturan beş müspet esas üzerine kuruludur:

  1. Kuvvet yerine hak: Adalet ve dengeyi doğurur.
  2. Menfaat yerine fazilet: Sevgi ve mutluluk getirir.
  3. Mücadele yerine yardımlaşma: Birlik ve dirlik sağlar.
  4. Heva yerine hidayet: İnsana yakışır gelişme ve ruhsal olgunluk kazandırır.
  5. Irkçılık yerine din kardeşliği ve vatan bağı: Samimi kardeşlik ve toplumsal huzur doğurur.

Bu esaslar, insanı hayvani arzuların esaretinden kurtarır, ruhunu tekâmül ettirir ve toplumları gerçek saadete taşır.

İslâm dünyası, modern medeniyeti isteyerek benimsememiştir. Çünkü bu medeniyet:

  • Adalet üretmiyor,
  • İnsanları korumuyor,
  • Çoğunluğa huzur vermiyor,
  • Saldırı ve sömürü üzerine kuruludur.

Sonuçta insanlığın %80’ine acı ve yoksulluk, %10’una sahte bir mutluluk, geri kalanına ise huzursuzluk vermiştir. Servet, zalim bir azınlığın elinde toplanmış; çoğunluk esarete mahkûm edilmiştir.

Oysa gerçek saadet, ya bütün insanlığa ya da en azından çoğunluğa mutluluk verendir. Kur’ân’ın kabul ettiği medeniyet, insanı ezen değil, koruyan; azınlığı değil, çoğunluğu kurtaran; çıkarı değil, adaleti esas alan bir medeniyettir.

Bugünkü medeniyet, Zaruri olmayan ihtiyaçları, zaruriymiş gibi sunmuş; insan fakirleştirilmiştir. Eskiden bir insan dört şeye muhtaçken, şimdi yüz şeye muhtaç hale getirilmiştir. Helal kazanç yetmeyince: Hileye, Haram kazanca yönlenmiştir. Böylece ahlâk bozulmuş, toplum dengesi yıkılmıştır.

Kur’ân medeniyeti ise insana gerçek özgürlüğü, topluma ise samimi kardeşliği ve huzuru vaat eder. İnsanlığın kurtuluşu, heva ve hevesin değil; hak, fazilet, yardımlaşma, hidayet ve kardeşliğin esas alındığı bir medeniyetle mümkündür.

Bugün insanlığın önünde iki yol var: Ya modern medeniyetin zulüm ve sefahat dolu çıkmazında kaybolmak, Ya da Kur’ân medeniyetinin rahmet ve adalet dolu yolunda huzura kavuşmak.

Sonraki yazı; Epstein Adası: Medeniyetin İç Yüzü ve İnsan Suretinde Akrepler.