Mahkeme-i Kübrâ: Son Sözü Kim Söyleyecek? Zalimler Neden Kazanıyor Gibi Görünüyor? Mazlumun Gözyaşı Yerde Kalır mı?
Belki de insanı en çok yaralayan şeylerden biri, haksızlığa şahit olmaktır.
Emek verenin karşılığını alamaması...
Dürüst insanların kaybetmesi...
Vicdan sahibi insanların ezilmesi...
Zulmedenlerin ise bazen güçleniyor gibi görünmesi...
İşte tam da böyle zamanlarda insanın kalbinde şu sorular belirir:
İyiler neden kaybediyor gibi görünüyor?
Kötüler neden bazen kazanıyor?
Bu dünyada adalet gerçekten var mı?
Çünkü adalet duygusu, insanın fıtratına yerleştirilmiş en güçlü hislerden biridir.
Bir çocuğun bile "Bu haksızlık!" diye itiraz etmesi boşuna değildir.
İnsan, iyiliğin karşılıksız kalmasını istemez.
Zulmün cezasız kalmasını da kabullenemez.
Fakat hayatın gerçeklerine baktığımızda, her zaman beklediğimiz tabloyla karşılaşmayız.
Bazen zalimler izzet içinde yaşar.
Bazen mazlumlar zillet içinde ömür tüketir.
Bazen hile yapanlar kazanır.
Bazen dürüst insanlar bedel öder.
Ve çoğu zaman adaletin terazisi bu dünyada tam olarak dengelenmiş görünmez.
İşte tam da bu noktada Bediüzzaman Said Nursî çok önemli bir hakikate dikkat çeker:
"Çünkü, ekseriya zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor."
Gerçekten de öyledir.
Eğer hayat yalnızca doğumla ölüm arasındaki birkaç on yıldan ibaret olsaydı...
Eğer mazlumun gözyaşı cevapsız kalacak olsaydı...
Eğer zalimin yaptığı yanına kâr kalacak olsaydı...
İnsanın vicdanındaki adalet arzusu cevapsız kalırdı.
Oysa insanın kalbi buna razı olmuyor.
Çünkü adalet isteği, sonsuz adaletin varlığına işaret eden derin bir çağrıdır.
Bediüzzaman'ın şu tespiti de bu hakikati veciz bir şekilde ifade eder:
"Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutîlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Burada yok hükmündedir. Demek, başka yerde bir mahkeme-i kübrâ vardır."
Şu kâinata baktığımızda bile bir düzen görüyoruz.
Güneş vaktinde doğuyor.
Mevsimler şaşmadan geliyor.
En küçük canlılar bile belli ölçüler içinde hayatını sürdürüyor.
Böylesine muhteşem bir nizamın sahibi, insanın en büyük beklentisi olan adaleti görmezden bırakır mı?
Elbette hayır.
Belki de bu dünyada adaletin eksik görünmesi, adaletin olmadığı anlamına gelmez.
Bilakis, tamamlanacağı daha büyük bir mahkemenin varlığına işaret eder.
Bu inanç, insanı pasifliğe çağırmaz.
Haksızlık karşısında susmayı da öğretmez.
Tam tersine, iyiliğin yanında durmayı...
Mazlumun elinden tutmayı...
Zulme karşı mücadele etmeyi...
Fakat bütün bunları yaparken, kalbini umutsuzluğa teslim etmemeyi öğretir.
Çünkü bilir ki;
Hiçbir iyilik kaybolmaz.
Hiçbir gözyaşı karşılıksız kalmaz.
Hiçbir fedakârlık unutulmaz.
Ve hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmez.
Belki de mutluluğun formülü, dünyanın bütün hesapları burada kapatmasını beklemekte değil; eksik kalan adaletin bir gün eksiksiz tecelli edeceğine güvenebilmektedir.
Çünkü insanı ayakta tutan şey yalnızca gördüğü adalet değil, geleceğine inandığı adalettir.
Ve bazen umut, "Her şey yolunda gidiyor." diyebilmekte değil;
"Her şey sonunda yerini bulacak." diyebilmektedir.
Adaletin olmadığına inanmak insanı yaralar. Ama bazen daha derin bir yara vardır: Anlaşılmamak...
İnsan bazen haksızlıktan çok, sesini duyuramamaktan yorulur.
"Beni kimse dinlemiyor..."
Bir sonraki yazımızda, mutluluğun önündeki bu sessiz acıyı birlikte konuşacağız.
Kalbinizde huzur, gönlünüzde adalet umudu eksik olmasın...
Next