Bugüne kadar yazdığım her haberde, geçtiğim her satırda tek bir gayem vardı: Halkın aynası olabilmek.

Mezopotamya’nın Kalbinde Bir Nefes: Gazeteci Olmak

Midyat’ın dar sokaklarında sabahın ilk ışıkları gümüş telkâri işleyen ustaların çekiç seslerine karıştığında, biz çoktan yola koyulmuş oluruz. Elimizde bir fotoğraf makinesi, heybemizde ise hakikatin ağır yükü… Bugün 10 Ocak. Takvimler "Çalışan Gazeteciler Günü" diyor ama bizim coğrafyamızda gazetecilik bir takvim yaprağına sığmayacak kadar kadim, bir günle kutlanmayacak kadar meşakkatlidir.

Taşın Dili, Hakikatin Sesi

Mardin’den Midyat’a uzanan bu uçsuz bucaksız ovada, taşın dili vardır. Biz gazeteciler, o dilsiz taşların feryadını, sevincini ve tarihini dünyaya duyuran aracılarız. Estel’in çarşısından manastırların sessizliğine kadar her köşe başında bir insan hikayesi saklıdır. Bizim işimiz; o hikayeyi bulup çıkarmak, bazen bir çiftçinin kuraklıkla imtihanını, bazen bir esnafın "ah"ını, bazen de bu toprakların kültürel zenginliğini kağıda dökmektir.

Mürekkep ve Alın Teri

Gazetecilik, sadece bir "çalışma" hali değildir; bir adanmışlıktır. Çoğu zaman gecenin bir yarısı gelen bir haberle uykumuzdan bölünür, kar kış demeden, tozlu yolları arşınlayarak gerçeğin peşine düşeriz. Bugüne kadar yazdığım her haberde, geçtiğim her satırda tek bir gayem vardı: Halkın aynası olabilmek.

Geriye dönüp baktığımda;

• Midyat’ın değişimine tanıklık eden arşivlerimi,

• Sesi duyulmayanların sesi olduğum o anları,

• Ve her türlü zorluğa rağmen "yine de yazmalıyım" dediğim o günleri görüyorum.

Bir Sorumluluk Borcu

Bizler, hakikatin nöbetçileriyiz. 1961 yılından bu yana haklarımız için verilen mücadelenin simgesi olan bu günde, aslında en büyük ödülümüz; okuyucumuzun "Haberin doğruymuş Selahattin Bey" demesidir. Güvenin paradan, gerçeğin her türlü çıkardan üstün olduğu bu meslekte; tarafsızlığımız namusumuz, kalemimiz ise kalemimizdir.

Bu anlamlı günde, beraber omuz omuza çalıştığım meslektaşlarımın, matbaadaki işçinin, sahada koşturan muhabirin emeklerini selamlıyorum. Kalemimizin ucu her daim keskin, vicdanımızın sesi her daim gür olsun.

Midyat’ın güneşinden, Mardin’in rüzgarından aldığımız güçle; yazmaya, anlatmaya ve bu topraklara tanıklık etmeye devam edeceğiz.

Çünkü biz susarsak, tarih dilsiz kalır.