Laik dedikleri sistemin Türkiye’de istediği yaşam şekli işte tam olarak bu: "Evde Müslüman ol, sokakta bana benzemiyorsan sesini kes!"

Sokağa çıkıyorsun; her köşe başında bir rezillik. İçki içenler, edep sınırlarını zorlayanlar, "özgürlük" adı altında her türlü ahlaksızlığı sergileyenler gırla... Kimse bunlara "ne yapıyorsun?" demiyor. Ama mesele Müslümanın ibadetine gelince bir bakıyorsunuz hepsi hoca kesilmiş!

"Namazını git evinde kıl, orucunu gizli tut, örtünü evinde ört, İslam’ı dışarı taşıma" diyorlar. Neymiş? Sokakta yaparsan mahalle baskısı olurmuş! Ama gel gör ki ne zaman seçim sandığı görünse, bu beyler camiden çıkmıyor. Ayasofya’da namaz kılıyorlar, ellerinde Kur’an-ı Kerim ile poz veriyorlar, kameralar önünde dindarlık yarışına giriyorlar. Laik dedikleri sistemin Türkiye’de istediği yaşam şekli işte tam olarak bu: "Evde Müslüman ol, sokakta bana benzemiyorsan sesini kes!"

Yorgo Meselesine Gelelim...

Ağızlarında bir sakız: "Atamız olmasaydı Yorgo olurduk!" İyi de kardeşim, bakıyorum halinize; Yorgo gibi hindi kesiyorsun, Yorgo gibi çam süslüyorsun, Yorgo gibi içip içip kendinden geçiyorsun. Neymiş, Yorgo olmamışız! Olmasaydın kesin Yorgo olurduk diyorsunuz ama yaşamınız Yorgo’dan bin beter!

İşin daha acı tarafı; ne hikmetse hep Yunanla aynı fikirde buluşuyorsunuz. Yunanistan "Zulüm 1453’te başladı" diyor, bunlar da aynısını söylüyor. Yunan Kanal İstanbul’u istemiyor, bunlar da istemiyor. Yunan Libya’da hakkımızı aramamıza karşı çıkıyor, bunlar da "Ne işimiz var Libya’da?" diyor. Hani Yunanı denize dökmüştük? Denize dökülenlerin fikirleri bugün nasıl sizin dilinizde can buluyor?

Suriye’de Maskeler Düştü!

Bakın Suriye’de yıllardır bir tiyatro oynandı. Bizim içimizdekiler "Katil Esed ile oturalım, Esed ne derse o olsun" diye az çırpınmadılar. Ne oldu? Esed ülkeyi bırakıp kaçtı, o çok güvendikleri diktatörlük kağıttan kaplan çıktı! Şimdi ise sınırımızda PKK, PYD, YPG, SDG gibi terör uşakları, Batılı ağababalarından aldıkları talimatla yeni bir terör devleti kurma hayali kuruyor. Bir yandan da DEAŞ belasını üzerimize salanlar aynı eller! Bizim askerimiz orada bu terör koridorunu parçalamak için canını dişine takmış, içeridekiler ise hala bu terör aparatlarına "özgürlükçü" muamelesi yapma derdinde. Mısır’a gidiyoruz Sisi’yi, Libya’ya gidiyoruz Hafter’i destekliyorlar. Ümmetin dertlendiği ne varsa, bunlar hep karşısında!

Yerli ve Milli Her Şeye Düşmanlar!

Gözünüzü açın bakın; bu ülkede güzel bir şey yapıldığında kimlerin yüzü asılıyor?

İHA yapıyoruz, sevinmiyorlar. SİHA yapıyoruz, uykuları kaçıyor. Çünkü o SİHA’lar sevdikleri PKK’lıların tepesine biniyor! Silah, tank, uçak yapıyoruz; dalga geçecek yer arıyorlar. Yerli otomobil yapıyoruz, "Motoru nerede?" diye soruyorlar. Gemi yapıyoruz, denizaltı yapıyoruz, yerli solunum cihazı yapıyoruz; ama bunların kalbi mühürlenmiş, yerli ve milli hiçbir şeye SEVİNMİYORLAR! Hatta yapılmasın diye önlerine yatıyorlar.

Geçmişte camilerimizi ahıra çeviren, ezanı Türkçeye çevirip susturan, Müslümanlara her türlü işkenceyi reva gören o zihniyet bugün de aynı yerinde duruyor.

Şimdi biz tüm bu olan biteni görüp de bunlara "Siz bu milletin nesisiniz?" dediğimizde, hemen mağdura yatıp "Bizi kutuplaştırıyorsunuz" diyorlar. Şunu herkes bilsin: Eğer vatan savunmasında, bayrak sevdasında ve İslam düşmanlığı karşısında birleşemiyorsak; zaten en büyük kutup sizinle bizim aramızdadır!

Tüm bunları görüp de hala "aman ağzımızın tadı bozulmasın" diyen zaten bizden değildir. Ben bu zihniyetle, bu yabancılaşmış kafayla ölüme kadar kutuplaşacağım. Siz ne yaparsınız bilmem ama benim safım da belli, davam da belli!

Ömer Faruk Serdengeçti