Japonya'nın teknolojik başarısını alıp yalnızca “elektronik meslek liseleri”ne bağlamak, resmi eksik okumaktır.
Geçen yazımızda sormuştuk:
“Japonya’yı Japonya yapan elektronik meslek liseleridir” demek gerçekten doğru mudur?
Elbette teknik eğitim önemlidir.
Mühendis yetiştirmeden teknoloji üretemezsiniz.
Teknisyen yetiştirmeden sanayiyi ayakta tutamazsınız.
Bilim eğitimi olmadan teknolojik ilerleme sağlayamazsınız.
Buraya kadar sorun yok.
Sorun, bütün bunlardan hareketle “O halde din eğitimi gereksizdir” sonucuna atlamaktır.
Çünkü bir ülkenin başarısı tek bir okul türüyle açıklanamaz.
Üretim kültürü...
Disiplin...
Çalışma ahlâkı...
Kurumsal yapı...
Toplumsal sorumluluk...
Eğitim sistemi...
Ekonomik şartlar...
Tarihî tecrübe...
Bunların tamamı bir ülkenin gelişiminde rol oynar.
Dolayısıyla Japonya'nın teknolojik başarısını alıp yalnızca “elektronik meslek liseleri”ne bağlamak, resmi eksik okumaktır.
Daha da önemlisi, teknolojik başarı ile ahlâkî başarı aynı şey değildir.
Bir ülke dünyanın en gelişmiş teknolojisini üretebilir.
Peki o teknoloji insan için mi kullanılacak?
İşte asıl soru budur.
Çünkü teknoloji güçtür.
Güç ise kendi başına iyi veya kötü değildir.
Onu kullanan insanın değerleri önemlidir.
Bir bıçak ameliyat için de kullanılabilir, cinayet için de.
Bir bilgisayar eğitim için de kullanılabilir, dolandırıcılık için de.
Yapay zekâ hastalıkların teşhisinde de kullanılabilir, insanları manipüle etmek için de.
Demek ki mesele sadece teknoloji değildir.
Teknolojiyi kullanan insanın karakteridir.
O hâlde eğitim sistemine yalnızca “Daha çok teknoloji üretelim” diye bakmak yetmez.
Şunu da sormamız gerekir:
“Daha çok teknoloji üreten nasıl insanlar yetiştiriyoruz?”
Çünkü iyi teknoloji kötü niyetli insanın elinde tehlikeli olabilir.
Ve tam burada din ile eğitim tartışmasının kapısı açılıyor.
Peki “Dinini yaşa ama okula taşıma” demek gerçekten tarafsız bir yaklaşım mıdır?
Bu soruyu bir sonraki yazımızda daha yakından ele alacağız.
Devam edecek…
Next