Kâğıt üzerinde bir anlaşmadan, diplomatik açıklamalardan ve müzakere masalarından söz ediliyor. Ancak sahadaki insan için gerçek ölçü çok daha basittir:
ATEŞKES DENİLDİ… AMA GAZZE’DE ATEŞ HİÇ SÖNMEDİ!
Ateşkesin adı var, kendisi yok!
Dünyaya “Gazze’de ateşkes var” deniliyor.
Peki Gazze’de yaşayan insanlar gerçekten ateşkesin ne olduğunu hissedebiliyor mu?
Bir anne çocuğunu gece korkmadan uyutabiliyor mu?
Bir baba sabah evinden çıkarken “Acaba geri dönebilecek miyim?” endişesi taşımıyor mu?
Çocuklar gökyüzüne baktığında uçaklardan değil, yeniden uçurtmalardan söz edebiliyor mu?
Eğer bu soruların cevabı hâlâ “hayır” ise, ortada tartışılması gereken çok ciddi bir gerçek var:
Ateşkes ilan edilmiş olabilir ama savaşın acısı ve şiddeti Gazze’de sona ermiş değil.
Nitekim Birleşmiş Milletler'in 26 Ağustos 2026 tarihli değerlendirmesi de bunu açıkça ortaya koyuyor. BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, ateşkesin üzerinden 10 aydan fazla süre geçmesine rağmen Gazze’deki durumun “kabul edilemez” olduğunu söyledi ve ateşkesin hâlâ kırılgan olduğunu vurguladı.
Demek ki mesele yalnızca bizim gördüğümüz görüntülerden ibaret değil.
Birleşmiş Milletler de “tam anlamıyla bir ateşkes” tablosunun oluşmadığını söylüyor.
RAKAMLARIN ANLATTIĞI ACI
Bazen bir insanlık dramını anlatmak için uzun cümlelere gerek yoktur.
Bir rakam yeter.
Anadolu Ajansı'nın 19 Ağustos'ta Sınır Tanımayan Doktorlar'ın Gazze Acil Durum Operasyonlar Birimi Sorumlusu Ozan Ağbaş ile yaptığı söyleşide aktardığı verilere göre, 10 Ekim 2025'te başlayan ateşkes sürecinden sonra Gazze'de neredeyse her 80 dakikada bir Filistinlinin öldüğü veya yaralandığı ifade edildi.
Her 80 dakika…
Bir insanın hayatının son bulması ya da bir insanın yaralanması için geçen süre.
Bu nedenle “ateşkes” kelimesinin içini doldurmak gerekiyor.
Çünkü ateşkes, yalnızca büyük çaplı bombardımanların azalması değildir.
Ateşkes;
çocuğun ölmemesidir.
Hastanenin vurulmamasıdır.
Ambulansın hedef haline gelmemesidir.
İnsani yardımın engellenmemesidir.
İnsanların evlerine dönebilmesidir.
Ve en önemlisi, insanların yarını planlayabilmesidir.
4 BİN 379 İHLAL İDDİASI
TRT Haber'in Anadolu Ajansı kaynaklı 24 Ağustos tarihli haberinde, Gazze'deki hükümetin medya ofisinin yayımladığı rapora göre İsrail'in 10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasını 315 gün içinde 4 bin 379 kez ihlal ettiği ileri sürüldü.
Aynı rapora göre bu süreçte İsrail saldırılarında 1.286 Filistinli hayatını kaybetti, 4.257 kişi yaralandı ve 180 kişi alıkonuldu. Ayrıca 8 binden fazla kişinin hâlen enkaz altında bulunduğu ve ateşkes döneminde enkazdan 813 kişinin cansız bedeninin çıkarıldığı belirtildi.
Bu rakamların her birinin arkasında bir insan var.
Bir anne…
Bir baba…
Bir kardeş…
Bir çocuk…
Bir aile…
İstatistik dediğimiz şey aslında insan hayatlarının toplamıdır.
O yüzden Gazze'yi yalnızca rakamlardan ibaret görmemeliyiz.
1.286 insan, 1.286 ayrı hayat demektir.
ENKAZIN ALTINDA SADECE TAŞ YOK
Gazze'de enkaz denildiğinde gözümüzün önüne yıkılmış binalar geliyor.
Ama enkazın altında sadece beton yok.
Bir çocuğun yatağı var.
Bir annenin yıllarca sakladığı fotoğraflar var.
Bir babanın alın teriyle kurduğu ev var.
Bir öğrencinin defteri var.
Bir ailenin geçmişi var.
Ve belki de bulunmayı bekleyen bir insan var.
TRT Haber'in aktardığı son gelişmelerde de Gazze'de enkazlardan insan kalıntılarının çıkarılmaya devam ettiği görülüyor.
Savaşın en ağır taraflarından biri de budur:
Silahlar sustuğunda bile savaşın enkazı susmaz.
Enkaz konuşur.
Açlık konuşur.
Yoksulluk konuşur.
Yetim kalan çocuklar konuşur.
Evini kaybeden aileler konuşur.
Ve bütün bunlar bize aynı soruyu sorar:
Gerçekten ateşkes mi var?
ÇOCUKLARIN UÇURTMALARINDAN BİLE KORKULUYOR
İnsanlığın geldiği noktayı anlamak için bazen tek bir görüntü yeter.
Bir çocuk düşünün…
Elinde silah yok.
Üzerinde askeri üniforma yok.
Bir savaş aracı kullanmıyor.
Sadece uçurtma uçuruyor.
Ama Gazze'de çocukların uçurtma uçurması bile güvenlik tartışmasının konusu haline geldi.
TRT Haber, İsrail'in Gazze'den uçurulan bazı uçurtmaların İsrail yerleşimlerine düştüğü iddiasıyla Filistinlileri sürgün ve saldırıyla tehdit ettiğini aktardı. Birleşmiş Milletler de bu tehditleri “son derece kabul edilemez” olarak niteledi.
Düşünün…
Savaşın çocukların oyun alanına kadar girdiği bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Çocuğun elindeki oyuncak bile güvenlik meselesi haline getiriliyor.
Oysa çocukların hakkı uçurtma uçurmaktır.
Çocukların hakkı okula gitmektir.
Çocukların hakkı oyun oynamaktır.
Çocukların hakkı hayatta kalmaktır.
SU YOKSA, HAYAT YOKTUR
Gazze'deki kriz yalnızca güvenlik ve bombardıman meselesi de değil.
Su, gıda, sağlık ve barınma…
Bunların tamamı insan hayatının temel unsurlarıdır.
Anadolu Ajansı'nın Gazze haberlerinde, İsrail ordusunun su arıtma tesisine yönelik saldırısı ve bunun sonucunda çok sayıda Filistinlinin tahliyeye zorlanması da yer aldı. AA'nın aynı dosyasında Birleşmiş Milletler'in Gazze'de kronik yetersiz beslenme sorununun devam ettiğine ilişkin değerlendirmesi de aktarılıyor.
Bir insanın suyunu keserseniz…
Gıdaya erişimini engellerseniz…
Hastanesini çalışamaz hale getirirseniz…
Elektriğini ve altyapısını yok ederseniz…
Savaş yalnızca bombalarla yürütülmüş olmaz.
Hayatın kendisi yaşanamaz hale gelir.
Bu nedenle gerçek bir ateşkesin ölçüsü sadece silahların susması değildir.
İnsanların yaşam koşullarının düzelmesi de ateşkesin ayrılmaz parçasıdır.
“İKİNCİ AŞAMA”NIN SINAVI
TRT Haber'in 5 Ağustos tarihli analizinde, Gazze ateşkes planının ikinci aşamasına ilişkin yol haritasının masada olduğu ancak asıl tartışmanın İsrail'in anlaşmanın yükümlülüklerine uyup uymayacağı noktasında yoğunlaştığı aktarılmıştı. Planın askeri faaliyetlerin durdurulması, İsrail ordusunun aşamalı çekilmesi, Gazze'deki yönetim ve güvenlik sorumluluğunun Filistinli teknokratlara devredilmesi ve uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması gibi başlıkları içerdiği belirtildi.
İşte tam da burada mesele yeniden siyasi zemine geliyor.
Çünkü Gazze'nin geleceği yalnızca askeri yöntemlerle belirlenemez.
Kalıcı çözüm;
güvenlik, hukuk, insani yardım, yeniden imar ve siyasi iradenin birlikte yürütülmesini gerektiriyor.
Aksi halde ateşkesler yalnızca savaşlar arasındaki molalara dönüşür.
Ve her mola, yeni bir savaşın başlangıcına dönüşebilir.
DÜNYA SADECE İZLEMEMELİ
Bugün dünyanın önündeki en büyük sınavlardan biri Gazze'dir.
Çünkü uluslararası toplumun gücü, yalnızca güçlü ülkelere karşı değil, güçsüz insanların yanında ne yaptığıyla ölçülür.
Birleşmiş Milletler “durum kabul edilemez” diyor.
Anadolu Ajansı'nın aktardığı sağlık çalışanları, sahadaki durumun ateşkese rağmen düzelmediğini söylüyor.
TRT Haber'in haberlerinde ise ateşkese rağmen saldırılar, can kayıpları, enkazlar, insani kriz ve ihlal iddiaları gündemde kalmaya devam ediyor.
Peki dünya ne yapıyor?
Kaç açıklama daha yapılacak?
Kaç kez “endişeliyiz” denilecek?
Kaç kez “taraflara itidal çağrısı yapıyoruz” ifadesi kullanılacak?
İnsanlar öldükten sonra yapılan açıklamaların, hayatta kalanlar için ne anlamı var?
Artık sözden çok uygulama gerekiyor.
SESSİZ KALMAK ÇÖZÜM DEĞİL
Gazze'deki trajedi karşısında insanların demokratik ve barışçıl yollarla tepki göstermesi, kamuoyunun dikkatini insan haklarına ve sivillerin korunmasına çekmesi önemlidir.
Ancak bu tepkinin hedefi bir halk, bir din ya da bir kimlik olmamalıdır.
Hedef; sivillere yönelik şiddet, hukuksuzluk, ayrımcılık ve cezasızlık olmalıdır.
Filistinli bir çocuğun yaşam hakkını savunmak Yahudi düşmanlığı değildir.
İsrailli bir sivilin yaşam hakkını savunmak da Filistinlilerin yaşadığı acıları inkâr etmek değildir.
İnsan haklarının evrenselliği tam da burada başlar.
Bir çocuğun hayatı, hangi bayrağın altında doğduğuna göre değer kazanmaz veya kaybetmez.
GERÇEK ATEŞKES NE ZAMAN OLACAK?
Gerçek ateşkes;
Gazze'de silahların susmasıdır.
Ama bununla bitmez.
Gerçek ateşkes;
hastanelerin güvenli olmasıdır.
Yardımların engelsiz ulaşmasıdır.
Çocukların açlıktan ölmemesidir.
İnsanların evlerine dönebilmesidir.
Enkazların kaldırılmasıdır.
Su ve elektriğin yeniden sağlanmasıdır.
Okulların yeniden açılmasıdır.
Çocukların psikolojik yaralarının sarılmasıdır.
Ve Filistinlilerin de İsraillilerin de güvenlik ve özgürlük içinde yaşayabileceği kalıcı ve adil bir siyasi çözümün önünün açılmasıdır.
Çünkü ateşkes sadece bir imza değildir.
Ateşkes bir sorumluluktur.
Ateşkes bir hukuk meselesidir.
Ateşkes bir insanlık meselesidir.
Ve bugün Gazze bize acı bir gerçeği hatırlatıyor:
Ateşkes ilan etmek kolaydır.
Asıl mesele ateşi gerçekten söndürmektir.
Bir çocuk hâlâ korkuyla uyuyorsa…
Bir anne hâlâ evladının başında nöbet tutuyorsa…
Bir aile hâlâ enkazın altında yakınını arıyorsa…
Bir hastane hâlâ saldırı korkusuyla çalışıyorsa…
Bir toplum hâlâ su, gıda ve güvenlik mücadelesi veriyorsa…
O zaman dünya “savaş bitti” dememelidir.
Çünkü savaşın sesi bazen bomba patlamadan da duyulur.
Gazze'de ateş tamamen sönmeden, “bitti” demek gerçeği değiştirmez.
Gerçek ateşkes, masumların gerçekten nefes alabildiği gündür.
Ve o gün gelene kadar, dünyanın vicdanı şu soruyu sormaya devam etmelidir:
Next