Fen var, teknoloji var; ya vicdan? Aklı eğitmek yetmez, vicdanı da eğitmek gerekir. Bilimin yanına ahlâkı koymadıkça, bilgi yönünü kaybeder. Çünkü akıl yol gösterir, vicdan yola anlam katar.
“Dinini yaşa ama okula taşıma.”
İlk bakışta özgürlük ve tarafsızlık çağrısı gibi görünüyor. Fakat biraz düşünelim:
Din yalnızca ibadetlerden mi ibarettir?
Dürüstlük, adalet, merhamet, kul hakkı, emanet ve sorumluluk dinin dışında mıdır?
İnanan insan için Allah yalnızca camide hatırlanan bir varlık değildir. İnsan işyerinde de, ticarette de, devlet görevinde de, sınıfta da, laboratuvarda da sorumludur.
Çünkü ahlâkın mesai saati yoktur.
Bu nedenle din ile bilimi birbirinin rakibi gibi göstermek de doğru değildir. Çocuğa matematik, fizik, elektronik, kodlama ve yapay zekâ öğretelim. Ama bütün bunların yanında elindeki bilgiyi hangi amaçla kullanacağını, başkasının hakkına neden dokunmaması gerektiğini ve yaptığı işin insanlığa ne katacağını da öğretelim.
Çünkü aklı eğitmek başka, vicdanı eğitmek başkadır.
Ama insanın ikisine de ihtiyacı vardır.
Tam da burada Bediüzzaman Said Nursî'nin eğitim anlayışı üzerinde düşünmek gerekiyor. Dinî ilimlerle fennî ilimlerin birbirinden koparılmasını doğru bulmayan Bediüzzaman şöyle der:
“Vicdanın ziyâsı ulûm-u diniyedir. Aklın nûru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.”
Bu sözün özü bugün de son derece açık:
Din vicdanı, fen aklı aydınlatır.
Biri diğerinin alternatifi değildir.
Sadece aklı ve bilimi öne çıkarıp vicdanı ihmal ederseniz, çok bilen fakat bilgisini hangi amaçla kullanacağını sorgulamayan insanlar yetiştirebilirsiniz.
Sadece dinî bilgiyi öne çıkarıp bilimi ihmal ederseniz, bu kez de çağın ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlanan bir nesil ortaya çıkabilir.
İhtiyacımız olan şey, bu iki alanı karşı karşıya getirmek değil; akıl ile vicdanı, bilim ile ahlâkı birlikte geliştirmektir.
Çünkü fen elimize güç verir; ahlâk o gücün sorumluluğunu hatırlatır.
Bugün yapay zekâdan genetik bilimine, robotikten nükleer teknolojiye kadar insanın elindeki güç hiç olmadığı kadar büyümüş durumda.
Peki güç büyürken vicdan da aynı ölçüde büyüyor mu?
Asıl soru budur.
Çocuğa Ahlâkı Kim Öğretecek?
“Dinini yaşa ama okula taşıma” diyorsak, şu soruya da cevap vermek zorundayız:
Çocuğa ahlâkı kim, hangi değerler üzerinden öğretecek?
Dürüstlüğü...
Adaleti...
Merhameti...
Kul hakkını...
Emaneti...
Sorumluluğu...
Elbette ahlâk konusunda farklı felsefi ve dinî yaklaşımlar vardır. Fakat toplumun değer aktarımını tamamen yok saymak, eğitim sorununu çözmez.
Çocuğumuza yalnızca “Başarılı ol, iyi bir üniversite kazan, iyi bir meslek sahibi ol” demek yetmez.
Bir cümleyi daha eklemeliyiz:
“İyi bir insan ol.”
Çünkü diploma bilgi verebilir; fakat faziletin garantisi değildir.
Bilmek Başka, Bildiğinin Gereğini Yapmak Başka
İşte burada serimizin başından beri bizi takip eden soru karşımıza çıkıyor:
Bir insan eğitim alıyor, diploma alıyor, hatta üniversite bitiriyor ama neden hâlâ haksızlık yapabiliyor?
Çünkü bilgi ile ahlâk aynı şey değildir.
Bir insan adaletin ne olduğunu bilip adaletsizlik yapabilir.
Dürüstlüğü bilip yalan söyleyebilir.
Kul hakkını bilip başkasının hakkına girebilir.
Bilim insanı olup insanlığa zarar verecek bir teknoloji geliştirebilir.
Demek ki mesele yalnızca bilmek değildir.
Bilmek başka, bildiğinin gereğini yapmak başkadır.
İşte dinî ilimlerle fennî ilimlerin birlikte yürütülmesi fikri tam burada anlam kazanıyor.
Mesele yalnızca çocuğun aklını geliştirmek değil;
aklıyla vicdanını birlikte geliştirmektir.
Sadece meslek sahibi yapmak değil;
mesleğini hangi ahlâkî ölçüler içinde yapacağını öğretmektir.
Sadece teknoloji üretmesini sağlamak değil;
ürettiği teknolojinin insanlığa hizmet etmesini sağlayacak sorumluluk bilincini kazandırmaktır.
Çünkü medeniyet yalnızca yaptığımız makinelerin seviyesiyle değil, yetiştirdiğimiz insanın seviyesiyle de ölçülür.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan nesil şudur:
Aklı aydınlık, bilgisi güçlü, vicdanı diri, ahlâkı sağlam bir nesil.
Çünkü fen olmadan terakki eksik kalır; ahlâk olmadan terakki istikametini kaybedebilir.
Şimdi serimizin bir sonraki sorusu daha da çarpıcı:
Diploma insanı cahillikten kurtarıyor mu, yoksa bazen cahilliğine özgüven mi katıyor?
İşte bu sorunun peşine bir sonraki yazımızda düşeceğiz. “Diplomalı Cahillik!”
Next