Belki de çocuklara bırakabileceğimiz en büyük miras; iyi bir okuldan, güzel bir evden veya dolu bir banka hesabından önce sağlam bir umut duygusudur.
Mutluluğun formülünü aramaya bugün çocuklar üzerinden bakacağım. Ölüm gerçeği karşısında nasıl ayakta kalabildiklerini ve nasıl mutlu olarak yaşamlarına devam edebildiklerini konuşacağız.
Hayatın en masum ve en kırılgan varlıkları olan çocuklar, nev-i beşerin yarısını teşkil eder. Onların dünyasında ölüm, yetişkinlerin bile zor kabullendiği bir hakikattir. Küçük kalpleri ve çabuk ağlayan gözleriyle karşılaştıkları her vefat, onları derinden sarsar. İşte tam da bu noktada, Cennet fikri onların en büyük tesellisi olur.
Çocuk, kardeşini veya arkadaşını kaybettiğinde, “Cennetin bir kuşu oldu, bizden daha güzel yaşıyor” diyerek gözyaşlarını siler.
Bu düşünce, onun ruhuna bir kuvve-i mâneviye kazandırır. Aksi hâlde, çevresinde sürekli gördüğü ölümler, onun mukavemetini paramparça eder; kalbini ve ruhunu derin bir hüzne boğar.
Bir çocuğun dünyası küçüktür ama sevgisi büyüktür.
Annesi, babası, kardeşi, arkadaşı… Onun evreni birkaç kişiden ibarettir. Bu yüzden o küçük dünyadan birinin ayrılığı, yetişkinlerin tahmin ettiğinden çok daha büyük bir sarsıntı meydana getirir.
Bugün çocuklarımızı her türlü tehlikeden korumaya çalışıyoruz.
İyi okullara gönderiyoruz.
Sağlıklarıyla yakından ilgileniyoruz.
Oyuncaklar alıyor, güzel bir gelecek hazırlamaya çalışıyoruz.
Fakat çoğu zaman hayatın değişmez gerçeğini konuşmaktan kaçıyoruz: Ölüm…
Peki bir çocuk sevdiği birini kaybettiğinde ona ne söyleyeceğiz?
“Hayat böyle…”
“Alışacaksın…”
“Zamanla geçer…”
Bu sözler gerçekten yeterli mi?
Aslında insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey açıklama değil, umuttur.
İşte ahiret inancı burada devreye giriyor.
Çocuk, kaybettiği kardeşinin, arkadaşının veya dedesinin tamamen yok olmadığını öğrendiğinde ölüm karşısında farklı bir bakış açısı kazanıyor.
Ayrılığı sonsuz bir yokluk olarak değil, geçici bir hasret olarak görüyor.
Bu yüzden Bediüzzaman Said Nursî, çocukların ölüm gerçeği karşısında dayanabilecekleri en güçlü teselli kaynaklarından birinin cennet fikri olduğunu ifade eder.
"Çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler."
Bugün çocuk psikolojisi üzerine sayısız çalışma yapılıyor. Elbette bunların her biri kıymetlidir. Ancak insan ruhunun sadece maddi açıklamalarla tatmin olmadığı da bir gerçektir. Çünkü insan sadece aklıyla değil, kalbiyle de yaşar. Çocuk da böyledir.
Belki de çocuklara bırakabileceğimiz en büyük miras; iyi bir okuldan, güzel bir evden veya dolu bir banka hesabından önce sağlam bir umut duygusudur. Çünkü umut varsa insan ayakta kalabilir. Ve çoğu zaman umut, görünen dünyanın ötesine inanabilmekle başlar.
Sonraki yazımda, yaşlılığın insana verdiği hüznü nasıl umuda ve mutluluğa dönüştürebileceğimizi konuşacağız.
“Hüzün, umuda dönüşebilir; umut ise mutluluğa. Görüşmek ümidiyle; umutla, mutlu kalın…”