Süryani adının yalnızca bir ticari metaya, bir markaya veya ekonomik kazanç aracına indirgenmesi, sadece bir isim kullanımından ibaret değildir. Böyle bir yaklaşım, zamanla o adın taşıdığı tarihsel hafızayı, kültürel derinliği ve manevi anlamı daraltabilir. Bir kültürün adı, yalnızca ekonomik değer üretmek için kullanıldığında, o kültürün insanlığa sunduğu değerlerin ve toplumsal sorumluluğunun geri plana itilmesi riski ortaya çıkar

Ziyaret ve Değer Verme

Bazı ziyaretler yalnızca hâl hatır sormak veya selam vermek için yapılmaz. Değer vermek, takdir etmek ve dayanışmayı paylaşmak için yapılır.

Ziyaret edilen yerde ufku geniş, empati duygusu güçlü ve erdemi önemseyen insanlar varsa, böyle bir ziyaret insanın ruhunu ve düşünce dünyasını tazeler. Bu tür buluşmalar, hafızayı diri tutan, köklerle bağı güçlendiren ve yürünen yolun anlamını yeniden hatırlatan duraklara dönüşür.

Yoğun bir çalışma mesaisinin ardından, Almanya’nın Augsburg şehrinde yaklaşık kırk yıl yaşadıktan sonra Mardin’e dönen değerli Malfono Aziz Aktaş ile birlikte, dün, 20 Ağustos 2026 Perşembe günü, İstanbul Süryani Kadim Vakfı Başkanı Sayın Kenan Gürdal’ı İstanbul’daki iş yerinde ziyaret ettik.

Bu buluşmada, değerli Başkanımız Kenan Gürdal’ın son dönemde Mardin–Diyarbakır hattında Süryani adının ticari bir meta olarak kullanılmasına yönelik haklı hassasiyetini dile getirmesi dikkatimi çekti. Bu hassasiyetin yalnızca üstlenmiş olduğu kurumsal görevin bir gereği olmadığını; aynı zamanda aileden ve kültürel aidiyetten beslenen daha derin bir bilinç taşıdığını görmek beni çocukluğumun Midyat’ına kadar götürdü.

Çünkü bazı değerler yalnızca akılla savunulmaz; insanın hafızasında, vicdanında ve yaşanmışlığında kök salar.

Değerin değersizleştiği, anlamın yitirildiği ve hakikatin görünmediği dönemlerde hayatın tadı kaçar; hayat giderek çölleşmenin etkisine geçer. Böyle zamanlarda zihniyet değişimi, ertelenemez bir ihtiyaç hâline gelir.

Bu değişim, insanın yaşam ve benlik algısını derinleştiren bilgi, ahlak ve değerleri merkeze almalıdır. Bu açıdan Süryani kültürünün yüzyıllar boyunca bölgenin düşünce, eğitim, dil, edebiyat, sanat, ekonomi ve toplumsal hayatına sunduğu katkılar, yalnızca geçmişe ait bir miras değildir. Bu birikim, bugün de yeniden okunması, anlaşılması ve toplumsal hayata kazandırılması gereken önemli bir hikmet kaynağıdır.

Özellikle büyüklenmek yerine “var etmek için var olmayı” esas alan bu kültürel mirasın taşıdığı kadim hikmet; öğrenilir, öğretilir ve yaşama aktarılırsa, günümüzün ihtiyaç duyduğu zihniyet dönüşümüne güçlü bir katkı sağlayabilir. Çünkü bir kültürü yaşatmak, yalnızca onun adını, sembollerini veya kimliğini görünür kılmakla değil, taşıdığı değerleri yaşatmak ve topluma faydaya dönüştürmekle mümkündür.

Bu nedenle Süryani adının yalnızca bir ticari metaya, bir markaya veya ekonomik kazanç aracına indirgenmesi, sadece bir isim kullanımından ibaret değildir. Böyle bir yaklaşım, zamanla o adın taşıdığı tarihsel hafızayı, kültürel derinliği ve manevi anlamı daraltabilir. Bir kültürün adı, yalnızca ekonomik değer üretmek için kullanıldığında, o kültürün insanlığa sunduğu değerlerin ve toplumsal sorumluluğunun geri plana itilmesi riski ortaya çıkar.

Oysa asıl mesele, Süryani adından kazanç elde etmek değil; bu adın taşıdığı tarihsel ve kültürel mirasın bugünün insanına ve toplumuna ne kadar anlam ve fayda sunduğudur. Çünkü kültür, yalnızca geçmişten devralınan bir isim değildir; geleceğe karşı taşınan bir sorumluluktur.

Hakiki dönüşüm de yalnızca hakikati bilmekle değil, bilinen hakikati varoluşa, ahlaka ve yaşama dönüştürmekle gerçekleşir.

Bir kültürün gerçek gücü, isminden ne kadar kazanç sağlandığında değil; insana, topluma ve ortak geleceğe ne kadar değer kattığında ortaya çıkar.

Yusuf Beğtaş

www.karyohliso.com