Cumhuriyetin gerçek ölçüsü, taşıdığı isim değil; yaşattığı adalet, koruduğu hürriyet ve bağlı kaldığı hukuktur.

“Cumhuriyet ki, adalet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir.”

Bediüzzaman Said Nursî

Bir ülkenin cumhuriyetle yönetilmesi, o ülkede adaletin hüküm sürdüğü anlamına gelir mi? Ya da bir rejimin adının cumhuriyet olması, vatandaşlarına özgürlük, eşitlik ve hukuk güvencesi sağlamaya yeter mi?

Bu sorular, Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü kutladığımız bugünlerde üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken sorulardır. Zira cumhuriyet, yalnızca takvimlerde kutlanan bir tarih veya anayasalarda yazılı bir yönetim biçimi değildir. Cumhuriyet; millet iradesinin değer gördüğü, hukukun üstün tutulduğu, adaletin kişilere göre değişmediği ve hürriyetin güvence altına alındığı bir yönetim anlayışıdır.

Çünkü cumhuriyetin gerçek ölçüsü, taşıdığı isim değil; yaşattığı adalet, koruduğu hürriyet ve bağlı kaldığı hukuktur.

Tarih boyunca birçok devlet cumhuriyet adıyla yönetildi. Ancak bu devletlerin hepsi demokrasi, özgürlük ve adalet bakımından aynı seviyeye ulaşamadı. Buna karşılık İngiltere, İsveç, Norveç, Hollanda ve İspanya gibi anayasal monarşiler de demokratik hukuk devleti olarak varlıklarını sürdürüyor. Bu örnekler bize şunu gösteriyor: Bir yönetimin niteliğini belirleyen, yalnızca adı değil, sahip olduğu değerler ve uygulamalarıdır.

Nitekim Mecelle'nin önemli kaidelerinden biri, “Tebeddül-i esmâ ile hakikat tebeddül etmez” der. Yani isimlerin değişmesi, hakikati değiştirmez. Bir kişiye “zeki” adını vermek onu nasıl kendiliğinden zeki yapmıyorsa, bir rejime cumhuriyet adını vermek de onu otomatik olarak demokratik ve adil hâle getirmez. Baskıcı bir yönetimin adında cumhuriyet kelimesinin bulunması, o yönetimin hukuka ve özgürlüğe bağlı olduğunun kanıtı değildir.

Gerçek cumhuriyet; millet iradesinin temsil edildiği, kanun önünde herkesin eşit olduğu, düşünce ve vicdan özgürlüğünün korunduğu, yönetenlerin de hukukla bağlı bulunduğu bir düzendir. Elbette sandık, cumhuriyetin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ancak seçimlerin varlığı tek başına yeterli değildir. Hukukun üstünlüğü, bağımsız denetim mekanizmaları ve temel hakların güvence altında olması da gerçek bir demokratik düzenin vazgeçilmez şartlarıdır.

Bediüzzaman Said Nursî'nin cumhuriyet anlayışı da bu noktada dikkat çekicidir. O, cumhuriyeti adalet, meşveret ve kuvvetin kanunda toplanması esaslarıyla açıklar. Ona göre kuvvet, şahısların keyfî iradesinde değil, adil kanunlarda bulunmalıdır. Çünkü şahıslarda toplanan ve denetlenmeyen güç istibdada; hukukla sınırlandırılan güç ise adalete kapı açar. Onun, “Cumhuriyet ki, adalet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir” sözü, bu anlayışın özünü ortaya koyar.

İslam tarihinin ilk dönemlerinde de istişare, liyakat ve toplumsal sorumluluk önemli yönetim ilkeleri olarak öne çıkmıştır. Hz. Peygamber'in ve Dört Halife döneminin yönetim tecrübeleri, bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilebilir. Emeviler döneminde ise yönetimin hanedan esasına yönelmesiyle birlikte iktidarın devri konusunda farklı bir anlayış öne çıkmıştır. Bu tarihî tecrübe, yönetimlerin yalnızca şekil bakımından değil, adalet ve hakkaniyet ölçüleri bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.

Bediüzzaman'ın karıncaları “cumhuriyetperver” olarak nitelendirmesi de üzerinde düşünülmeye değer bir örnektir. Karıncaların iş bölümü, dayanışma ve ortak sorumluluk içinde hareket etmeleri, cumhuriyetin yalnızca siyasi bir sistem olmadığını; aynı zamanda paylaşma, yardımlaşma ve birlikte yaşama ahlakıyla da ilgili olduğunu hatırlatır. Zira gerçek bir cumhuriyet, yalnızca yönetimde değil, toplumsal hayatta da adalet ve hakkaniyet anlayışının yerleşmesini gerektirir.

Öyleyse asıl mesele, bir ülkenin adının cumhuriyet olması değil; vatandaşlarının adalet, özgürlük ve hukuk içinde yaşayabilmesidir. Cumhuriyeti yaşatmak, yalnızca geçmişi anmakla değil, onun temel değerlerini günlük hayatta ve kamu yönetiminde hayata geçirmekle mümkündür. Adaletin kişilere göre değişmediği, hukukun herkese eşit uygulandığı, farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği ve kararların istişareyle alındığı bir düzen, cumhuriyetin ruhunu güçlendirir.

Çünkü gerçek cumhuriyet sandıkla başlar; fakat hukuk, vicdan ve hürriyetle yaşar. Cumhuriyetin gücü, yalnızca kurumlarının varlığından değil, bu kurumların adil işlemesinden ve vatandaşların haklarının güvence altında olmasından doğar.

Bu vesileyle Cumhuriyetimizin kuruluşunda emeği geçen bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyor; aziz milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı en kalbî duygularımla tebrik ediyorum.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun! Adaletin, hürriyetin, meşveretin ve hukukun hâkim olduğu nice yıllara…