Diploma insanı bilgili yapabilir; ama iyi insan yapacağının garantisi değildir. Bilgi Arttı, Ahlâk Neden Azaldı?

Bilmek başka, bildiğinin gereğini yapmak başka…

Geçen yazımızda din ile bilimin birbirinin alternatifi olmadığını; aklın da vicdanın da eğitime ihtiyaç duyduğunu anlatmıştık.

Şimdi daha zor bir soruyla karşı karşıyayız:

İnsan eğitim aldığında otomatik olarak iyi bir insan hâline geliyor mu?

Diploma alıyor, üniversite bitiriyor, meslek sahibi oluyor, teknoloji kullanıyor. Peki bütün bunlar insanı kendiliğinden ahlâklı yapıyor mu?

Hayır. Çünkü bilgi ile ahlâk aynı şey değildir.

Bir insan adaletin ne olduğunu bilip adaletsizlik yapabilir. Dürüstlüğü savunup yalan söyleyebilir. Kul hakkını bilip başkasının hakkına girebilir.

Demek ki mesele yalnızca bilmek değil, bildiğinin gereğini yapabilmektir.

Bu durum yalnızca modern eğitim için de geçerli değildir.

Dinin hükümlerini bilmek de tek başına yeterli değildir. Bir insan namazın farzlarını, zekâtın şartlarını, kul hakkının önemini öğrenmiş olabilir. Fakat öğrendiklerini hayatına taşımıyorsa, o bilgi insanı ne kadar değiştirmiştir?

Kul hakkını bilip kul hakkına girmek...

Dürüstlüğü bilip yalan söylemek...

Adaleti bilip haksızlık yapmak...

Bunların hepsi aynı çelişkinin farklı yüzleridir.

Çünkü gerçek ilim, insanın hayatına yansıdığı zaman anlam kazanır.

İlim akla ışık tutar; ahlâk ise o ışığın davranışa dönüşmesidir.

Bilmek başka, yaşamak başkadır.

Bugün başarıyı çoğu zaman diplomayla ölçüyoruz. Hangi okuldan mezun oldun? Hangi üniversiteyi bitirdin? Hangi unvanı taşıyorsun?

Elbette bunlar önemlidir. Fakat diploma, insanın eğitim seviyesini gösterebilir; karakterini garanti etmez.

Doktorun diploması merhametini, mühendisin diploması sorumluluğunu, yöneticinin diploması adaletini garanti etmez. Aynı şekilde dinî bilgiye sahip olmak da o bilginin hayata geçirildiği anlamına gelmez.

Bilgi insanın zihnini geliştirir; ahlâk insanın karakterini.

Bu yüzden cahillik kavramını da yalnızca “hiçbir şey bilmemek” şeklinde düşünmemek gerekir.

Bazen insan çok şey bilir ama bildiğinin gereğini yapmaz.

Asıl tehlike, bilginin vicdana ulaşmamasıdır.

Üstelik bilgi ve imkân arttıkça sorumluluk da artar. Çünkü güçlü bilgi, yanlış ellerde daha büyük zararlara yol açabilir.

Çocuklarımıza matematik, fen, elektronik, kodlama ve yapay zekâ öğretelim. İyi üniversitelerde okumalarını, iyi meslekler edinmelerini sağlayalım.

Ama bütün bunların yanına karakter eğitimini de koyalım.

Çocuğa sadece “Başarılı ol” demek yetmez.

“Başarılı ol ama başkasının hakkını çiğneme.”

“Güçlü ol” demek yetmez.

“Gücünü adalet için kullan.”

“Çok kazan” demek yetmez.

“Helalinden kazan.”

“Bilgili ol” demek yetmez.

“Bilgini insanlığın yararına kullan.”

Çünkü eğitimin amacı yalnızca meslek sahibi insan yetiştirmek değil, insan yetiştirmektir.

İyi bir diploma başarıdır.

İyi bir meslek başarıdır.

İyi bir makam başarıdır.

Fakat bunların hiçbiri tek başına iyi insan olmanın ölçüsü değildir.

Asıl mesele, insanın sahip olduğu bilgi ve imkânları hangi amaçla kullandığıdır.

Bu nedenle teknoloji üreten bir nesle elbette ihtiyacımız var.

Fakat teknolojiyi insanlığın yararına kullanacak bir nesle daha çok ihtiyacımız var.

Çünkü mesele ne kadar bildiğimiz değil; Bildiklerimizin Bizi Nasıl Bir İnsana Dönüştürdüğüdür.

Bir sonraki yazımızda bu meselenin teknoloji tarafına geçeceğiz:

Çocuğa robot yapmayı öğretiyoruz. Peki insan olmayı öğretebiliyor muyuz?

Devam edecek…