Bir toplumda sözün değeri kaybolursa, güven de kaybolur. Güvenin olmadığı yerde ise adalet ve huzur uzun süre ayakta kalamaz.
Tarih, insanın karakterini para, makam ve güçten daha çok sınayan anlarla doludur. Bunlardan biri de Hz. Ömer döneminde anlatılan ibretli bir kefalet ve güven hikâyesidir.
Rivayet edilir ki Hz. Ömer’in huzuruna üç genç gelir. İkisi davacı, biri sanıktır.
Davacılar:
— Ey Müminlerin Emiri! Bu genç babamızı öldürdü. Kısas istiyoruz, derler.
Genç suçunu kabul eder. Hz. Ömer, adalet gereği kısas hükmünü verir.
Fakat genç son bir istekte bulunur:
— Babamdan kalan yetim malını kardeşime teslim etmem gerekiyor. Bana üç gün mühlet verin.
Hz. Ömer sorar:
— Sana kim kefil olacak?
Mecliste sessizlik olur.
Tam o sırada Ebû Zer el-Gıfârî öne çıkar:
— Ben kefilim, ey Ömer!
Üç gün geçer. Kısas vakti yaklaşır; fakat genç ortada yoktur.
Derken uzaktan bir toz bulutu görünür. Genç nefes nefese koşarak gelir.
Hz. Ömer şaşkınlıkla sorar:
— Kaçıp kurtulabilecekken neden geri döndün?
Genç cevap verir:
— Geri geldim ki insanlar, “Müslümanlar söz verdiğinde sözünde durmaz.” demesin.
Hz. Ömer bu kez Ebû Zer’e döner:
— Sen onu tanımıyordun. Neden kefil oldun?
Ebû Zer şöyle cevap verir:
— Kefil oldum ki insanlar, “Müslümanlar arasında güven kalmadı.” demesin.
Bu sözlerden etkilenen davacılar da haklarından vazgeçer:
— Biz de affettik. İnsanlar, “Müslümanlar arasında merhamet kalmadı.” demesin.
Ve böylece bir cinayetle başlayan hikâye; adalet, güven, sadakat ve merhametle tamamlanır.
Bugün Bize Düşen
Bu kıssanın asıl mesajı belki de bugün daha iyi anlaşılmalı.
Çünkü güvenin zedelendiği bir çağda yaşıyoruz.
Eskiden “Sözüm sözdür.” demek çoğu zaman yeterliydi. Bugün ise bazen bir sözün arkasında durulacağından emin olmak için imzaya, belgeye, teminata ihtiyaç duyuyoruz.
Oysa hiçbir toplum yalnızca belgelerle ayakta kalamaz.
Hukukun yanında ahlaka, kuralların yanında güvene ihtiyaç vardır.
Bir insanın verdiği söz, onun karakterinin aynasıdır. Sözünü tutan insan yalnızca bir vaadini yerine getirmiş olmaz; aynı zamanda kendi itibarını da korur.
Çünkü güven bir günde kazanılmaz.
Fakat tek bir sözün tutulmamasıyla yılların güveni sarsılabilir.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
“İnsanlar benim sözüme güveniyor mu?”
Cevabımız, karakterimiz hakkında söyleyebileceğimiz pek çok şeyden daha değerlidir.
Çünkü;
Para kaybedilir, yeniden kazanılır.
Makam kaybedilir, yeniden elde edilir.
Güç kaybedilir, yeniden kazanılabilir.
Ama kaybedilen güveni yeniden kazanmak yıllar sürebilir.
Bu yüzden unutmayalım: Söz, insanın karakterinin imzasıdır. İnsanın sahip olduğu en büyük servet, cebindeki değil; insanların kalbindeki itibarıdır.
Çünkü söz, insanın namusudur; güven ise bir toplumun görünmeyen hazinesidir.
Next