İbn Arabî’ye atfedilen şu ifade bugün daha çarpıcı okunuyor: “Gördüğün her sureti insan sanma suret vardır insan yoktur.”

Kıymetli okuyucularım önceki yazıda, modern medeniyetin insanlığı nasıl bir ahlâkî ve sosyal çıkmaza sürüklediğini; buna karşı Kur’ân medeniyetinin hak, fazilet ve kardeşlik temelli çözümünü irdeledik.

Bugün ise teoriden gerçeğe bakacağız. Modern dünyanın parlak görünen yüzünün arkasındaki karanlığı, somut bir örnek üzerinden ele alacağız.

Epstein Adası: Medeniyetin İç Yüzü ve İnsan Suretinde Akrepler

Epstein skandalı yalnızca bir suç dosyası değil; modern dünyanın güç, elit ağlar ve ahlâk tartışmasını yeniden gündeme taşıyan bir kırılma noktasıdır. Asıl soru ise şu: Medeniyet gerçekten insan onuru üzerine mi, yoksa güç ve çıkar dengeleri üzerine mi kuruluyor?

Bazen tek bir olay, bir çağın aynası olur. Epstein vakası da modern dünyanın aynalarından biri hâline geldi.

Bediüzzaman Said Nursî, bir asır önce Paris’in ihtişamlı salonlarını ve mason localarını tasvir ederken “insan suretinde akrep” benzetmesini yapmıştı. O söz, bugün Epstein Adası skandalını düşündüğümüzde ürpertici bir şekilde yeniden anlam kazanıyor.

Bediüzzaman’ın Medeniyet Karşılaştırması

Hayalinizi Nurşin’in mütevazı sokaklarına götürün. Bir köy odasında, Seyda Hazretlerinin sohbet halkasında oturduğunuzu düşünün. Fakir elbiseleri içinde sultanları, insan suretinde melekleri görürsünüz. O mecliste tevazu, adalet ve maneviyat bir medeniyetin sütunları gibi yükselir.

Sonra hayalinizi Paris’in görkemli localarına taşıyın. Altın varaklı salonlarda, ihtişamlı kürsülerde oturanları seyredin. Görünüşte insan, hakikatte ise ihtirasın pençesinde birer akrep yahut ifrit gibidirler. İhtişamın ardında boşluk, gösterişin ardında çürüme vardır.

Bu iki manzara bize bir hakikati hatırlatıyor: Medeniyet, taş ve bina ile değil; ruh ve değer ile inşa edilir. Nurşin’in meclisinde görülen manevî sultanlık, Paris’in localarındaki dünyevî ihtişamdan daha kalıcı, daha insani ve daha adildir.

Epstein Vakası: Modern Dünyanın Aynası

Jeffrey Epstein sıradan bir suçlu değildi. Dünyanın en güçlü siyasetçileriyle, milyarderleriyle ve elit çevreleriyle ilişkiler kurmuş bir finansçıydı. Ancak aynı zamanda reşit olmayan çocuklara yönelik istismar ağı kurmakla suçlandı.

Toplumu sarsan yalnızca suçun niteliği değildi. Asıl sarsıcı olan, bu kişinin yıllarca güç ve elit ağların içinde varlığını sürdürebilmiş olmasıydı.

2019 yılında yargılanmayı beklerken cezaevinde ölü bulundu. Resmî kayıtlara göre ölüm intihar olarak geçti. Ancak kamuoyundaki tartışma ölümün nasıl gerçekleştiğinden çok, sistemin nasıl işlediği sorusuna odaklandı.

Çünkü insanlar şu soruyu sormaya başladı:
Bir kişi nasıl bu kadar uzun süre sistem içinde korunabildi?

Bugün asıl mesele belki de şudur: Modern medeniyet gerçekten insan onuru üzerine mi kuruludur, yoksa güç ve çıkar dengeleri üzerine mi?

Bediüzzaman’ın medeniyet eleştirisinin merkezinde önemli bir uyarı vardır:

• Parlak görünen yapılar içten çürümüş olabilir.
• Teknolojik ilerleme, ahlâkî ilerleme anlamına gelmeyebilir.

Epstein vakası bu yüzden yalnızca bir suç dosyası değildir. Birçok kişi için bu olay, modern dünyanın değer krizinin sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Bugün insanlık sanki iki yol arasında duruyor:

• Bir tarafta güç, çıkar ve rekabet merkezli düzen.
• Diğer tarafta hak, adalet ve fazilet merkezli medeniyet anlayışı.

Tarih çoğu zaman aynı gerçeği hatırlatır:

• Güç merkezli düzenler hızlı yükselir.
• Hak merkezli düzenler ise kalıcı olur.

Menfaat merkezli sistemlerde ilişkiler çoğu zaman değer üzerinden değil çıkar üzerinden kurulur. Bunun sonucu ise çoğu zaman aynıdır:

• Adalet gecikir.
• Güçlü olan hesap vermez.
• Zayıf olan korunamaz.

Bu nedenle Epstein vakası, modern sistemlerin ahlâkî kırılma noktalarından biri olarak görülüyor.

İbn Arabî’ye atfedilen şu ifade bugün daha çarpıcı okunuyor:
“Gördüğün her sureti insan sanma; suret vardır, insan yoktur.”

Epstein dosyasında adı geçen bazı isimler, toplumun en üst tabakasında, saygın ve güçlü görünen kişilerdi. Ortaya çıkan tablo, dış görünüş ile iç gerçeklik arasındaki farkı yeniden tartışmaya açtı.

Bugün belki de asıl sorumuz şu olmalı:
İnsan suretinde görünen herkes gerçekten insan mıdır?

Çünkü mesele yalnızca bir skandal değildir. Mesele, nasıl bir medeniyet kurmak istediğimizdir.
Artık mesele bir dosyanın kapanışı değil; bir çağın açılışıdır. Çünkü insanlık, iki yolun kavşağında duruyor:

• Bir yanda çıkarın ve ihtirasın medeniyeti,
• Diğer yanda hak ve faziletin medeniyeti.

Epstein vakası, modern düzenin içten çürüyen yüzünü gösterdi. Şimdi gözlerimizi daha geniş bir sorguya çevirmeliyiz:

Bu medeniyet hangi esaslar üzerine kurulmuş? Ve insanlığın kurtuluşu hangi esaslarda saklıdır?

Gerçek medeniyet; gizli güç ağlarında değil, insan onurunu koruyan adalet anlayışında yükselir.