Mutluluk, bireysel bir kovalamaca değildir. “Herkes kendi balonunun peşinden koşarsa mutluluk kaybolur; birbirimizin balonunu sahibine ulaştırırsak mutluluk hepimize yeter.”

Bir profesör, bir gün sınıfa elinde rengârenk balonlarla girer.

Her öğrenciye bir balon verir. Balonlarını şişirmelerini, üzerlerine kendi adlarını yazmalarını ve koridora bırakmalarını ister.

Sonra bütün balonları birbirine karıştırır.

Öğrencilere beş dakika süre verir:

“Şimdi herkes kendi adının yazılı olduğu balonu bulacak.”

Koridor bir anda hareketlenir.

Herkes kendi balonunun peşine düşer. Balonlar sağa sola savrulur, öğrenciler birbirlerini geçmeye çalışır. Beş dakika boyunca büyük bir telaş yaşanır.

Ama süre dolduğunda…

Hiç kimse kendi balonunu bulamamıştır.

Profesör bu kez başka bir şey söyler:

“Şimdi yerden rastgele bir balon alın. Üzerinde kimin adı yazıyorsa o balonu sahibine verin.”

Öğrenciler söyleneni yapar.

Ve şaşırtıcı bir şekilde…

Beş dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşur.

Profesörün söylediği söz ise hikâyenin asıl dersidir:

“Mutluluk da böyledir. Herkes yalnızca kendi mutluluğunu ararsa onu bulamaz. Ama başkasının mutluluğunu önemser ve ona ulaşmasına yardımcı olursak, kendi mutluluğumuzu da buluruz.”

Ne kadar sade…

Ama ne kadar derin bir söz.

Çünkü çoğu zaman mutluluğu yanlış yerde arıyoruz.

Daha çok para kazanırsam…

Daha iyi bir makamım olursa…

İnsanlar beni takdir ederse…

Herkes benim istediğim gibi davranırsa…

Daha güzel bir evim, daha iyi bir arabam, daha yüksek bir mevkim olursa…

Mutlu olacağımızı düşünüyoruz.

Oysa mutluluk, çoğu zaman sahip olduklarımızın sayısıyla değil, hayatımıza kattığımız insanların yüzündeki tebessümle ilgilidir.

Bir insanın derdini dinlemek…

Bir çocuğun başını okşamak…

Bir dostun zor gününde yanında olmak…

Haksızlığa uğrayanın hakkını savunmak…

Bir yaşlının yükünü taşımak…

Bir insanın umudunu yeniden yeşertmek…

Bunların hiçbirinin fiyatı yoktur.

Ama değerleri paha biçilemez.

Hayatın garip bir dengesi vardır:

Başkalarının mutluluğuna katkı sundukça, kendi mutluluğumuz da bize yaklaşır.

Çünkü insan yalnızca kendisi için yaşadığında dünyası küçülür.

Ben…

Benim…

Bana…

Benim hakkım…

Benim makamım…

Benim kazancım…

Benim rahatım…

diye diye insan, farkında olmadan kendi etrafına görünmez duvarlar örer.

Oysa paylaşmak o duvarları yıkar.

Bir başkasının mutluluğuna vesile olmak, insanın kendi hayatına da anlam katar.

Belki de bu yüzden bazı insanların çok parası vardır ama yüzlerinde huzur yoktur.

Bazılarının ise imkânları sınırlıdır ama sofralarında neşe, evlerinde huzur, gönüllerinde zenginlik vardır.

Çünkü mutluluk sahip olmakla değil, paylaşmakla çoğalır.

Bir mum, başka bir mumu yakarken kendi ışığından hiçbir şey kaybetmez.

Tam tersine…

Karanlık biraz daha azalır.

İnsan da böyledir.

Birinin hayatına ışık olduğunda kendi ışığı sönmez.

Çoğalır.

Belki de hayat bize sürekli aynı dersi veriyor:

Kendi balonumuzun peşinden koşarken birbirimizi itiyoruz.

Oysa biraz durup başkasının balonunu sahibine ulaştırsak…

Bir bakacağız ki,

bizim balonumuz da elimizde.

Ve belki mutluluk dediğimiz şey tam da budur:

Kendimize ulaşmanın en kısa yolu, başkasına iyi gelmekten geçer.

Çünkü bazı şeyler aranarak bulunmaz.

Mutluluk da onlardan biridir.

Mutluluk, kendi balonunu aramak değil…

Başkalarının balonlarını sahibine ulaştırırken kendi balonuna kavuşmaktır.