“Toplumların çuvalı patlatan politikacılara değil, emaneti taşıyan siyasetçilere ihtiyacı var.” “Siyaset makam değil, emanettir.”

Siyaset çoğu zaman bir iktidar yarışı gibi algılanır. Oysa gerçekte siyaset, güç değil; emanettir. Makam sahibi olmak değil, millet adına ağır bir sorumluluğu omuzlamaktır. Ve her sorumluluk gibi, hesabı da ağırdır.

Bugün sıkça “siyasetçi” ile “politikacı” kavramlarını birbirine karıştırıyoruz. Oysa bu iki kavram arasında derin bir fark vardır. Siyaset, devlet aklını temsil eden bir disiplindir. Politika ise çoğu zaman günü kurtarmaya yönelik bir tavır olarak karşımıza çıkar.

Politikacılık çoğu kez yalancılıkla özdeşleştirilirken, siyasetçi toplumun refahını yükseltmeyi hedefleyen, sorumluluk bilinciyle hareket eden kişidir. Bu ayrımı doğru yapmak, hem siyaset kurumunun itibarını korur hem de toplumun beklentilerini berraklaştırır.

Toplumların ihtiyacı, geçici manevralar değil; ilke, istikrar ve istikamettir. Bu yüzden kelimeler değişse bile niyetler mutlaka ayırt edilir. Bir siyasetçi; elindeki sınırlı imkânlarla toplumun refahını artırmayı, ihtiyaçlarını karşılamayı hedefler. Bu hedef, yalnızca söylemle değil; bilgi, tecrübe ve ahlâkla mümkündür.

Siyaset kürsüde söylenen sözlerden ibaret değildir. Asıl sınav, o kürsüden indikten sonra başlar. Siyasetçi bugünü yönetirken yarını da görmek zorundadır. Bunun yolu sağlam bir tarih bilincinden geçer. Kendi milletinin hafızasını bilmeyen, dünya tarihindeki kırılma noktalarını okuyamayan biri geleceği sağlıklı inşa edemez. Geçmiş, doğru okunursa pusuladır.

Ama bütün bunların da ötesinde bir ölçü vardır: ahlâk. Siyasetçi, kürsüde ne söylediğiyle değil; evinde, ailesinde, günlük hayatında nasıl biri olduğu ile tartılır. Gücü adaletle ve orantılı kullanma sorumluluğu taşır. Güç dengelerini gözeterek strateji üretebilme yeteneği olmalıdır.

Gerçek siyasetçi, gücünü makamdan değil, ahlâkından ve samimiyetinden alır. Bugün toplumların en çok ihtiyaç duyduğu şey, politik manevralar değil; vicdanı diri, adaleti güçlü, bilgisi zengin siyasetçilerdir.

Sonuçta siyaset; makam değil, mesuliyettir. Güç değil, emanettir. Ve her emanet gibi, hesabı ağırdır.

Belki de siyasetin en sade tanımı, halkın içinden gelen bir sözde saklıdır. Bir Mısırlı hamalbaşının ifadesiyle:

“Siyaset, çuvalı patlatmadan taşıma sanatıdır.”

Çünkü siyaset; denge işidir. Sabır işidir. Hesap işidir. Yanlış yüklenirse çuval patlar, doğru taşınırsa toplum kazanır. Politika ise “çuvalı en hızlı ulaştırma sanatı”dır; taktik ve sonuç odaklıdır. Ama toplumların ihtiyacı hız değil, sağlamlık ve adalettir.

“Toplumların çuvalı patlatan politikacılara değil, emaneti taşıyan siyasetçilere ihtiyacı var.”