Yapay zekâ eğitimde hız kazandırıyor ama düşünme becerilerini zayıflatma riski de büyüyor. Sorun teknoloji değil; onu nasıl ve ne amaçla kullandığımız.
Yapay Zekâ: Eğitimin Kurtarıcısı mı, Kolaycılığın Yeni Adı mı?
Yapay zekâ artık hayatımızın her alanında. Telefonumuzda, sosyal medyada, alışverişte… Ve elbette eğitimde. Bugün bir öğrenci, yıllar önce saatler sürecek bir araştırmayı birkaç saniyede yapabiliyor. Peki bu gerçekten “ilerleme” mi, yoksa bizi düşünmekten uzaklaştıran tehlikeli bir konfor alanı mı?
Bu soruya net bir “iyi” ya da “kötü” cevabı vermek mümkün değil. Yapay zekâ, onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak hem büyük bir fırsat hem de ciddi bir risk.
Yapay zekânın eğitimde sunduğu en önemli avantaj, hiç kuşkusuz bireyselleştirilmiş öğrenme imkânı. Her öğrencinin aynı hızda öğrenmediği artık kabul edilen bir gerçek. Yapay zekâ destekli sistemler, öğrencinin seviyesine göre içerik sunabiliyor, eksiklerini tespit edebiliyor ve öğretmene yol gösterici veriler sağlayabiliyor. Bu yönüyle bakıldığında, eğitimde fırsat eşitliğine katkı sunduğunu inkâr etmek haksızlık olur.
Ayrıca bilgiye hızlı erişim meselesi de göz ardı edilemez. Doğru kullanıldığında yapay zekâ, öğrencinin zamanını çalan değil, ona zaman kazandıran bir araçtır. Öğrenci, temel bilgiyi hızlıca edinip asıl enerjisini düşünmeye, yorumlamaya ve üretmeye ayırabilir. En azından teoride durum böyle.
Ancak işin bir de madalyonun karanlık yüzü var.
Benim asıl endişem, yapay zekânın “düşünmenin yerine geçmesi” ihtimali. Bugün birçok öğrenci için yapay zekâ, bir yardımcıdan çok bir “ödev makinesi” hâline gelmiş durumda. Araştırmadan, okumadan, hatta anlamadan teslim edilen metinler giderek yaygınlaşıyor. Bu durum sadece akademik bir sorun değil; zihinsel bir tembellik meselesi.
Daha açık konuşayım:
Eğer bir öğrenci yapay zekâ olmadan tek başına bir metin yazamıyorsa, burada ciddi bir problem vardır. Çünkü eğitim, sonuç değil süreçtir. O süreci yapay zekâya devrettiğimizde, geriye sadece boş bir diploma kalır.
Bir diğer önemli risk ise bilgi doğruluğu. Yapay zekâ her zaman doğruyu söylemez; bazen ikna edici bir yanlışı çok güzel cümlelerle sunabilir. Sorgulamayan bir öğrenci için bu, yanlış bilgilerin kalıcı hâle gelmesi demektir.
Mahremiyet konusu da hafife alınmamalı. Öğrencilerin kişisel verilerinin, farkında olmadan dijital sistemlere teslim edilmesi, ileride telafisi zor sorunlar doğurabilir. Bu noktada hem öğrencilerin hem de eğitim kurumlarının ciddi bir bilinç kazanması şart.
Benim kanaatim şu:
Yapay zekâ yasaklanmamalı, ama kutsallaştırılmamalıdır da.
Onu bir öğretmen, bir kurtarıcı ya da bir zihin yerine koymak büyük hata olur. Yapay zekâ, ancak kitapların, öğretmenlerin ve insan aklının yanında durduğunda anlamlıdır.
Eğitimin temel amacı; ezberleyen değil, düşünen; kopyalayan değil, üreten bireyler yetiştirmektir. Yapay zekâ bu amaca hizmet ettiği sürece değerlidir. Aksi hâlde bizi hızlandırırken içimizi boşaltan bir teknolojiye dönüşür.
Sonuç olarak mesele yapay zekâ değil, bizim kolaycılığa olan düşkünlüğümüzdür. Doğru rehberlikle yapay zekâ güçlü bir destek olabilir. Önemli olan eğitimi hangi değerler üzerine kurduğumuzdur.
“Düşünmeyi makinelere bıraktığımız an, eğitim ışığını yitirir; geriye yalnızca karanlıkta diplomalar taşıyan bir nesil kalır.”
